We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

1 Nisan sabahı: Ya devlet başa, ya…

97 109 88
22.03.2019
Ankara başta olmak üzere bazı büyük şehirlerde seçimin kaybedilmesi ihtimalinin çok yüksek olması 1 Nisan sabahı için şöyle bir faturayı kaçınılmaz hale getiriyor: Eğer siz bir seçime devlet olarak katılıyorsanız, onu kaybettiğinizde de ya ‘devlet seçimi kaybetmiş’ olur ya da siz devleti kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırsınız.

Yazın son haftalarında, Türkiye’nin bir süredir yaşadığı ekonomik kriz, döviz kurları ve faiz oranları gibi finansal göstergeleri yerinden zıplattığında; iktidar için sadece bir zorluk değil, eşzamanlı olarak bir olanak da ortaya çıkmıştı. Sonuçlarını yaşamamak uğruna seçimleri 18 ay önceye çektiği, ama varlığını inkar edegeldiği ekonomik krizin, bizzat kur-faiz tabelasına yansıması bir zorluktu elbette; ama kısaca ‘dış güçler’ olarak özetleyebileceğimiz, zaten kendisi de bir ‘özet’ten ibaret olan mağduriyet söylemi için de alan açıldı. Kur şokunun derinliği, meseleyi ‘dış güçler’e havale etmenin olanaklarını, daha doğrusu, bu şoku yaşayanların o saçmalığa inanma potansiyelini artırıyordu.

Peşinden rejimin hem ekonomik hem de politik açıdan simgesel öneme sahip ‘yatırım’ alanlarından olan İstanbul havalimanı inşaatında başlayan işçi direnişi, bu kez gidişata karşı emek eksenli bir direncin ortaya çıkması ihtimalini gündeme getirdi ve tam da bu nedenle, hem emek güçleri tarafından hem de devletin siyasi ve iktisadi egemenleri tarafından çok önemsendi. Ancak, krizin finansal şok dalgalarını ‘dış güç’ retoriğiyle karşılayan iktidar bloku, olası emek direnişlerine karşı da, işçi sınıfının bu en örgütsüz ve dağınık kesiminden başlayan dalgayı dizginsiz bir zor yoluyla, çok sayıda işçiyi tutuklayıp terörle ilişkilendirerek karşıladı ve kısmen başarılı oldu.

Uluslararası siyasette yaşanan darboğazlar ve fahiş gıda fiyatları gibi yeni şok dalgalarına karşı da “dış güçler”, “finansal terör”, “yedi düvelin düşmanlığı”, “fırsatçı marketler”, “hain kabzımallar” gibi gerçeküstü söylemler üretildi; geçici, gündelik çözümler üretilmeye çalışıldı.

Ancak işsizlik, küçülme, enflasyon gibi göstergelere açıkça yansıyan kriz, sadece alt sınıflara değil, küçük ve orta üreticilere, giderek burjuvazinin çeşitli katmanlarına da........

© Gazete Duvar