We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Matmazel’in emeğiyle benimki aynı değerde mi?

47 29 53
19.03.2021

Tam da elime kahvemi alıp bilgisayarın başına oturabildiğim bir zaman dilimiydi. Sabah erkenden kalkmıştım. Halbuki gece iyi uyuyamamıştım. Uzak bir şehirde huzurevinde olan babamın pandemi koşullarında ne kadar yalıtılmış ve yalnız olduğunu kafaya takmış, üzülmüş, yine uykumu kaçırmıştım. Akraba-i taallukat, konu komşu, bazı arkadaşlar babamızı “huzurevine attığımızı”, "bari pandemi döneminde yanımıza almamız gerektiğini" ima ediyorlardı. Kimisi patavatsızca doğrudan söylüyordu. Babamın kendi isteğiyle ve hatta bize yaptığı başvuruyu haber bile vermeden oraya gittiğini, orada hayatından memnun olduğunu, ısrarlarımıza rağmen yanımıza gelmek istemediğini bu hayırlı evlatlara anlatamıyorduk. Bakıma muhtaç olduğunu düşündüğü, yaşlı ebeveynini yaşam çevresinden koparıp, onun isteği hilafına bile olsa, kendi evine yerleştirip “bakmak” örf ve adetlerimizin gereğiydi. Pek medeni geçinen, özgür ruhlu ahbaplarımız için bile böyleydi.

Bunları kafaya takmadığımı sanıp, bilinç düzeyinde olmayan bir vicdan azabıyla uykusuz, sabahın köründe maillerimi taramış, çalıştığım proje için o gün neler yapmam gerektiğini tespit etmiştim. Tabii kendimi mutlu etmek, sevdiğim faaliyetlerden kopmamak için yaptığım (bu yazıları yazmak gibi) işler de bir yanda birikmişti. Sonra saati fark etmiş, koşarak oğlumun uyanıp uyanmadığını kontrol etmiştim. Online dersi başlamak üzereydi. Neyse ki uykucu bir çocuk değildi. Ama 16 yaşında olmasına rağmen, yatağın içinde gözünü ovuşturan haline acıyıp yine kahvaltısını ben vermiştim. Kahvaltı menüsünde, onun yiyebileceği şeyler vardı. İhmal etmeyip bir gün önceden almıştım marketten. Ona kahvaltısını hazırlarken bir yandan da telefonla annemin teberiği olan eski komşumuzu aramıştım. Hastaydı, ilgiye ihtiyacı vardı ve bizde teberik, birilerinin emaneti anlamına geliyordu. Dünya kadar sitemli söz duyacağımı, bana akıl verip arada azarlayacağını bile bile, rahmetli annemin hatırı için, beni bunaltan bu duygusal emeği harcamaktan vaz geçemiyordum. Bu tatsız konuşmanın kötü hissiyle söylene söylene çamaşır makinasını çalıştırmış, nihayet kendim de bir şeyler atıştırıp kahvemi alıp bilgisayarın başına geçmiştim tekrar. Biliyorsunuz ofis çalışanı kadınlar olarak işi eve taşıyalı beri daha fazla yoruluyor ve bunalıyoruz. Fakat kendi adıma, ağır çalışma koşulları olan ve çalışma rutinini risk altında devam ettirenleri düşünerek şikâyet etmiyorum halimden. Bilgisayar başı mesaisinin bezdirici uzunluğunu arada neşeli, rahatlatıcı videolar izleyerek yenmeye çalışıyorum.

Mail trafiğinin yoğunluğunda, manevi kız kardeşlerimden olan Ece Paralı Öztan’ın gönderdiği, Kuest ekibinin hazırladığı “Matmazel’le aynı işi yapanlar gerçekte ne kadar kazanıyor?” başlıklı kısa filme de rastladım. Aşk-ı Memnu’yu yıllar sonra izlemiş ve sayesinde baya iyi vakit geçirmiş biri olarak, bir solukta izledim tabii. Filmin başında, Ziyagil Yalısı’nın bir tür vekilharçlığını/kahyalığını ve Adnan Ziyagil’in iki çocuğunun mürebbiyeliğini yapan Matmazel’in haneyi ayakta tutmak ve laf aramızda bir kısmının müsebbibi olduğu duygusal çatışmalara karşı hane halkının maneviyatını yükseltmek için harcadığı emeğin karşılığında sahip olduğu yaşam standardından bahsediliyordu. Yalıdan ayrılmaya karar........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play