We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hem Müslüman, hem feminist: Neden olmasın ki?

32 18 25
26.02.2021

AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in tesettürlü kadın tutukluların çıplak arandıklarının ortaya çıkmasından sonra yaptığı açıklama birçok kesim tarafından infialle karşılandı. Gözaltına alındıkları dönemde çıplak arandıklarını beyan etmeye cesaret edemeyip, üzerinden zaman geçtikten sonra dile getiren kadınları ve onların seslerini duyurmaya çalışan insan hakları savunucularını hedef alarak: “Onurlu ve ahlaklı kadın bir sene beklemez. (…) Bu insanlar artık talimatla bebek sahibi oluyorlar, ‘bebekli kadınlar cezaevinde var’ demek için” diyordu Zengin. Zengin’e yönelik eleştirilerin bir kısmı, özellikle laik kesimden kadınlar ve erkekler tarafından yapılanların bir kısmı, fırsattan istifade, asıl hedefe, tabiri caizse kendi mahallelerinde meskun dahili ötekilere fırlatılan oklar gibiydiler: “Türbana özgürlük” diyen sözde solcular ne büyük gaflet, hatta aptallık içindeydiler. Hâlâ anlayamamışlardı onların hesaplarını. En çok da, Özlem Zengin’i kadın hareketindeki geçmişi ile ve olumlu bir izlenimle hatırlayan Oya Baydar’ın, “Bir zamanlar sizi ‘onurlu’ ve ‘ahlaklı’ bir kadın olarak tanımıştım” başlıklı yazısına içerliyorlardı. Her fırsatta önümüze koyulan ve Baydar’ın nezdinde tüm “yetmez ama evet”çilere yönelen husumet yıldırıcı biçimde yine gündeme geliyordu. Üstelik, Baydar’ın siyasi duruşunu eleştirirken cinsiyetçi hakaretlere, küfürlere başvuranların bir bölümü kendilerini solcu, demokrat veya özgürlükçü olarak adlandıranlardı. Bıraksan kadın özgürlüğünün bayraktarlığını yapacaklardı. Böylece bir sopayla, kendileri gibi düşünmeyen birkaç kişiyi dövüp rahatlamış oluyorlardı.

Bu hesaba göre, bütünüyle tesettür kurallarına uygun kılık kıyafet yahut türban, baş örtüsü, kadınların özgür iradelerinin tezahürü olamazdı. Bir semboldü, bir bayraktı ve erkeklerin güdümündeydi bu kadınları tümü. Onlar siyasi İslam'ın neferleri, irticanın enstrümanlarıydılar. Onlar arasında kendisine özgürlükçü, feminist diyen gruplarla birlikte yürüyen feminist veya demokrat kadınlar da radikal İslam'ın yönetim mekanizmasına, devlet kurumlarına, toplumsal ilişkilere hakim olmasına giden yola taş döşüyorlardı. Tıpkı Oya Baydar’a yapılan saldırılar gibi, Özlem Zengin’i haklı olarak eleştirirken bile cinsiyetçi bir dil kullanmaktan geri kalmayarak haksız duruma düşüyorlardı böyle düşünenler. Sosyal medyada yaptığı ilk gece hakkına göndermeli paylaşım yüzünden soruşturmaya tabi tutulan, erkek akıl tutulmasıyla malul avukat buna iyi bir örnek. Sarf ettiği cinsiyetçi ve hakaretamiz sözler nasıl kabul edilemezse, bu sözler bahane edilerek “Cumhurbaşkanına hakaretten” cezai kovuşturmaya uğraması da kabul edilemez tabii.

Özlem Zengin ise geçmişte kadın hareketi içindeki varlığı ve faaliyetleri hatırlatılarak hayal kırıklığıyla eleştirilince, konuyu bizim mahalle/karşı mahalle tartışmasına çekerek mevzilenmeye karar vermiş görünüyordu. “İffet, namus” gibi kavramları hayatında sarf etmediğini özenle vurguladıktan sonra, Uşak’taki olayda mağdur olduğunu söyleyen tutuklu kadının “başörtülü kadın avukatı” ile görüştüğünü belirtiyordu: “Diyor ki, ‘Ben başörtülü bir kadınım, benim müvekkilimle ilgili böyle bir durum olsa önce ben itiraz ederim, bu özelliği olan bir operasyon’ diyor.” Ve de şöyle devam ediyordu: “ ‘Siyasal İslam’ın karanlık yüzü’. Ne siyasal İslam’ı biliyorlar, ne bizi tanıyorlar. Hâlâ bir öfke kusumu var. Türkiye değişti ama maalesef onlar değişemiyor.”

Bunları okuyunca, yaşıtım kuzenlerden biriyle Refah Partisi’nin ilk seçim zaferinden sonra Ankara’da, Kızılay’da kalabalık ve muzafferane bir........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play