We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Emine Hanım’ın ikinci hayatı

125 14 39
06.11.2020

Çocukken, yalnız yaşayan anneannem bize yatıya geldiğinde çok mutlu olurdum. Daha merdivenin başında belirir belirmez koşup sarılırdım ona. Annemse bana ters ters bakardı. Bir seferinde adeta tıslayarak, “Sanki kahrını sen çekeceksin, sevin bakalım!” demişti. Anneannem zor bir hayatın acılaştırdığı zor bir kadındı. Oğullarını kızından ayrı tutar, kızına daha fazla kapris yapar, ters davranırdı. Onun hikayesini “Anneannemin söylemediği şarkılar” başlıklı yazımda anlatmıştım. Mağdurun gaddara dönüşmesi hiç de zor ve nadir değil. Anneannem yakın çevresindeki pek çok kişiye gaddarca davranırdı. Bana karşı biraz daha müşfikti. Yine de ondan kendimizi korumaya çalışırdık hepimiz. Ben çocuk aklımla onu anlamaya, dinlemeye gayret ederdim. İyileştirebilirim, diye düşünüyordum belki de. O zaman hayat kolaylaşacaktı hepimiz için. Yaş aldıkça ise onu bu hale getiren düzene kafa yormaya koyuldum. Beni feminist yapan kadınlardan biri anneannemdir bu sebeple. Bu yazının konusu ise torununun hayat yolunu belirleyen başka bir anneanne. Neticede onun kadar hoyrat olmasa da, benim anneanneminkine çok benzer travmalar yaşamış biri.

***

Hep söylüyorum, tesadüf eseri elimi attığım bir kitabın bana anlattıkları, bir süre önce izlediğim veya bir süre sonra izleyeceğim bir filmle, bir tiyatro oyunuyla mutlaka örtüşüyor. Yine öyle oldu. Geçen hafta Brezilyalı yönetmen Leticia Simoes’in Yuva adlı belgeselini izledim. Belgeselde aynı aileden üç kuşak kadının birbirleriyle ilişkileri ve hesaplaşmaları konu ediliyordu. Duygu durum bozukluğu olan annesi Heliana ile kendisinin ve anneannesinin aralarındaki çatışmaları, ortak noktaları ve bağlılığı anlatan Leticia, bu üçlü ilişkiyi sorgularken aslında, kadınların hayatlarına ambargo koyan ve onları birbirlerine düşman da edebilen sistemi ve kültürü sorguluyordu. Filmi izlediğim sırada elimde, Pelin Özer’in hazırladığı Latife Tekin Kitabı vardı ve Tekin kitabın girişinde, annesine olan fiziksel benzerliğini yorumlarken, annesinin içinde uyuduğunu, sabah uyandığında yüzünde ve genelde karakterinde ondan izler bulduğunu söylüyordu. Annenizin içinizde uyuması… Eski ve yeni kuşaktan kadınlarla aramızdaki ilişkiden keyfimize göre sıyrılamayacağımızı da hatırlamış oluyorduk bu çarpıcı benzetmeyle. Derken Aslı Alpar, “Emine Hanım’ın Romanı” adlı çizgi hikayesini gönderdi bana.

Emine Hanım, Aslı’nın koynunda büyüdüğü anneannesi. Kendisinin yön vermesine izin verilmeyen hayatının mağduru olarak genç yaşında manik depresif bozuklukla yaşamaya mahkum olmuş. Heliana ve anneannem Zarife gibi mutsuz bir evlilik yapmış. Üstüne üstlük hayatı boyunca korkularla, endişelerle, vehimlerle boğuşmuş.

Dolayısıyla bu yazıyı yazarken karşımda, ikisi çoktan bu dünyadan gitmiş üç kadın var. Kalbimde ise bedenlerinde ve ruhlarında o kadınlardan izler taşıyan, sonraki kuşaktan birçok kadın. Bu üç kadını, önce aileleri tarafından travmatize edilen çocukluk ve ilk gençlikleri, sonra da evlilikleri zehirlemiş. Biri çocuk yaşta, rızası alınmadan kendisinden büyük, sosyal çevresinde “çok efendi, çok yardımsever” olarak tanınması sebebiyle bir dokunulmazlık halesi edinmiş çapkın ve içkici bir adama “verilen” Zarife; diğeri annesinin zulmü ve baskısından kaçıp, “kız kurusu” olmaktan ve aile kuramamaktan duyduğu korkunun da etkisiyle baş belası bir adamla nikahlanan Heliana ve sonuncusu büyük aşkı Sait’ten sökülüp alınarak cezalandırılan, evdeki zindandan........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play