We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Rejim, siyasal partiler ve seçim yasası

62 38 15
04.03.2021

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı insan hakları eylem planında yer alan en dikkat çekici konu hiç beklenmedik bir yerde, “daha güçlü bir insan hakları korumu sistemi” başlığı altında geçen siyasal partiler ve seçim yasalarında yapılacak değişiklik “vaadi” oldu. “Daha güçlü insan hakları koruma sistemi” deyince ulusal insan hakları kurumları, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu gibi mekanizmaların aklımıza gelmesi doğaldır, fakat seçim ve siyasal partiler yasalarının değiştirileceğinin bu başlıkla ilgisini kavramak doğrusu güç. Başlık seçimini sorgulamak yerine, AKP-MHP ittifakının, daha çok MHP kanadında sürekli tekrarlanan seçim ve siyasi partiler yasalarını değiştirme arzusu ile daha çok AKP kanadında gündemleştirilmeye çalışılan yeni anayasa stratejisini uygun bir başlık altında değerlendirmek daha doğru olur.

Türkiye, kendine özgü bir siyasal rejime sahip değil, benzer pratikleri uygulayan, benzer siyasal stratejiler izleyen “yerli ve milli” denkleri var; Avrupa’da Polonya ve Macaristan; Amerika’da Brezilya, Asya’da Filipinler birbirinden öğrenen siyasal rejimler. Az ya da çok, kendi meşreplerince birbirlerine öğretiyorlar. Biz bize benzemiyoruz, kapitalist dünya ekonomilerinin siyasal birimleri olarak ulus devletlerin hiçbiri kendine özgü değil. Fransız filozof Balibar’dan destek alarak, 1970’lerde başlayan demokrasinin öznesizleştirilmesi, yurttaş ile politika arasındaki olmazsa olmaz bağların koparılması sonucu oluşan iki karşıt eğilimin -teknokratikleşme ve popülizm- kaynaşması sonucu oluşan yeni tip otoriter rejim varyasyonlarından bahsetmek mümkün. Bu rejimlerin farklılıkları bir yana, en önemli ortak özellikleri kurumsuzlaştırma, yürütme gücünün sınırlarını olabildiğince zorlama ve plebisiter yollarla elde ettikleri siyasal gücü demokratik meşruiyetini kaybetse dahi sürdürme girişimleri. ABD’de benzer stratejileri zorlayan Trump’ın 3 Kasım 2020’deki seçim yenilgisi sonrası gerçekleşen kongre baskını, kurumların sınırlayıcı kapasitelerinin ve dirençlerinin derecesinin ne denli kritik olduğunu gösterdi. Çünkü otoriter rejimler altındaki demokrasi görüntüsünün sürdürülmesi bakımından en kritik aşama hâlâ seçim olarak duruyor. İktidarın barışçıl bir yolla el değiştirmesi, azınlık olanın çoğunluk olabilme ihtimalini mümkün kılan seçimler karşısında bu rejimlerin karakterinin neye evrileceğini öngörmek zor değil. Türkiye bu kategoride düşünülmeli, elbette MHP-AKP ittifakının seçim sistemi ve siyasal partiler kanununa ilişkin çalışmaları ve HDP’yi yok etme çabaları da.

Seçim sistemlerinin ve siyasal parti kurumsallaşmasının olağan biçimsel demokrasiler bakımından çok önemli üç rolü var. Seçim sistemleri iki şeyi bir........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play