We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

'Yeni anayasa' ve üniversite

41 14 18
11.02.2021

AKP-MHP’nin kuvvetler ayrılığı ve temel hak ve özgürlüklerin güvenceye alınması anlamında bir anayasaya ihtiyacı yok. Darbe anayasasının 7 Kasım 1982’de hâkim olan ruhunu oluşturan üç öğe; yürütmenin yasama karşısında güçlendirilmesi, devletin yurttaşa karşı kutsallaştırılması ve temel haklara ilişkin katmerli sınırlamalardır. Bunu içselleştirmiş rejimin ittifak halindeki sahiplerinin “yeni anayasa” ruhu, sokak ortasında ters kelepçe ile işkence yapılan öğrencilerin üzerinde dolaşırken seçilebiliyor. Bu ruh, Türk İslam sentezini formüle eden ve yayan, darbenin ardından devlet makamlarında kısmetleri açılan Aydınlar Ocağı’nın ruhudur. Devlet ve demokrasi arasında tercih sorusunu ortaya atıp bu durumda anayasanın rafa kaldırılabileceği fikirlerini gündeme getiren Tercüman gazetesi anayasa seminerleri katılımcılarının ruhudur. İşçi sınıfından intikam almayı kollayan ve darbe ile bunu başaran, anayasaya ilişkin her istedikleri yerine getirilen Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun ruhudur. “Sıkıyönetim komutanlıklarının terör ve zorbalık odaklarına karşı başarı kazanmasına yardımcı olduğunu” Kenan Evren’e yazan Aydınlıkçıların (1) ruhudur. Gençliğe, üniversite düşmanı olarak yaklaşan, anayasayı beklemeden kurduğu YÖK ile üniversite kurumunu tasfiye eden Kenan Evren’in ve onun YÖK’ün başına getirdiği, tesadüf ki yine “tırnak işareti koymayı unutarak” yazılmış Annenin Kitabı’nın müellifi İhsan Doğramacı’nın ruhudur.(2) Eğer yeni anayasayı konuşacaksak, bugün AKP-MHP ittifakında tecessüm eden bu ruha karşı bir anayasa hareketini konuşmak zorundayız. Darbeci ruha karşı, anayasal sorunlarımızı ve demokratik zeminlerimizin yeniden inşasını konuşmak, hükümet sistemi tartışmasının ötesine geçmeyen tartışmaları da aşacak, adım adım örülecek bir demokratik anayasa, demokratik cumhuriyet tartışmasının başlangıcı olmalıdır. Bu tartışma neden üniversite gençliğinin ve öğretim üyelerinin akademik demokratik talepleriyle başlamasın? Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve öğretim üyeleri zaten anayasal tartışmayı başlattılar.

Öncelikle bir soru ve bu soruya yanıt olacak birkaç hatırlatma ile başlamak isterim. Türkiye’de üniversiteler nasıl saygın kurumlar haline gelmişlerdir, bunu nasıl kaybetmişlerdir? Akademik özerklik ve bilimsel özgürlük bakımından üniversite kurumunun en parlak olduğu 1960-1980 arası dönemdeki kurumsal statünün nedenlerini 1950-60 arasında aramak gerekir. Üniversiteler 1946 yılında çıkarılan yasa ile özerk kurumlar haline gelmişlerdir. 1945-50 arasındaki çok partili yaşama geçiş sürecinde Demokrat Parti’nin anayasaya aykırı bütün yasaların ve anti demokratik hükümlerin temizlenmesi ve adil seçim güvencesinin sağlanması üzerine oturttuğu muhalefetin liberal programının CHP üzerinde yarattığı tazyikle üniversite özerkliği oy birliği ile kanunlaşmıştı. Fakat Demokrat Parti iktidarı, “46 ruhunu” daha ilk döneminde kaybetmiş, devraldığı baskı araçlarını tek parti döneminde olduğu gibi kullanmaya başlamıştı. (3) Üniversiteler üzerinde, ayrıca bir baskı vardı ki bunun nedeni DP’nin üniversiteler üzerinde bir fikri hegemonya kuramıyor oluşuydu. 1953 yılında, üniversite öğretim üyelerinin siyasi partilerde görev almasını yasaklayan kanun çıkarıldı. 1954 yılında üniversite öğretim üyelerinin senatonun onayıyla bakanlık emrine alınmasını da kapsayan başka bir kanun daha çıkarıldı. 1954 yılına Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden anayasa hukukçusu Prof. Dr. Bülent Nuri Esen........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play