We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Peker, Ağar ve ortadaki ‘pamuk şekeri’

419 694 562
03.05.2021

“Uyuşturucuyu izlersen, eline bir suç davası geçer; parayı izlersen ne geçeceğini bilemezsin.” (The Wire isimli polisiye diziden bir replik.)

Çoğumuz en az bir defa şu lafı etmişizdir: “Allah’tan petrolümüz yok!” Sadece inşaat ve borçlanma üzerine kurulan iktidar tekeline bakınca; bu en değerli yeraltı servetinden yoksun oluşa duyulan içten minnettarlığı anlıyor insan. Ne yazık ki petrol yok ama, Azeri petrolünün parası var. Ve ne vakit yüklü miktarda ülkeye girse, çevresinde tuhaf olaylar beliriyor…

Organize suç örgütü yöneticiliğinden aranan Sedat Peker, dün bir video yayınladı. Kendisine operasyonun “derin devletin başı” dediği Mehmet Ağar tarafından, damat Berat Albayrak’ın öncülüğündeki Pelikan grubunun baskısıyla yapıldığını söylüyordu. Bodrum Yalıkavak Marina’yı kastederek, Azeri milyarder Mübariz Mansimov’un mallarına çöktüğünü; bunu da birileri adına yaptığını belirtiyordu.

Ağar ve Yalıkavak Marina konusu kamuoyunda iyi biliniyor zaten. Ekim 2020’de arkada marina manzarasıyla Susurluk davasının baş aktörleri Alaattin Çakıcı, Mehmet Ağar, Engin Alan ve Korkut Eken’in beraberce çektirdikleri resim de epey bir gündem olmuştu. Mansimov’un “FETÖ üyeliği” ile suçlanıp tutuklandığını ve sonrasında tahliye edildiğini de hatırlatalım. Marina-Ağar ilişkisini merak edenler için kısa özeti buraya bırakalım...

Bir ucu Susurlukçulara, diğer ucu milyarlarca dolarlık servete sahip Azeri oligarklara uzanan karmakarışık bir olay duruyor karşımızda. Hangi ip çekilse, ardından tomar tomar yumak geliyor çünkü. Peker-Ağar çatışması, dehşet verici bir ekonomi politik ağın kriminal performansı esasında. Ortada sineklerin etrafına üşüştüğü cazip bir “pamuk şekeri” duruyor oysa.

Aşağıdaki bilgilerde bilinmeyen şeyler yok. Çok daha fazlası arşivlerde kayıtlı. Olaylar hatırlatırken gizli saklı olanda değil de aleni olana doğru yeniden dizildi sadece. Zira Türkiye’nin siyasi rejimindeki aks değişimiyle, buradaki ilişkilerin arasındaki paralellik, tehlikeli bir hikaye anlatıyor.

***

2007, Türkiye siyasetinde değişiminin hızlanmaya başladığı yıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimi, referandum, siyasi davalar ile iktisat politikalarındaki “popülist” kırılmanın reaksiyona girdiği dönemin önemli gelişmelerinden birisi, Petkim’in 2 milyar 40 milyon dolara Azerbaycan’ın devlet şirketi SOCAR’a satılmasıydı. Basit bir özelleştirme değildi Petkim. Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin daima karanlık bir yüzü vardır. Mesela; siyaset-devlet-mafya ilişkilerinin sökün ettiği Ömer Lütfi Topal cinayetiyle başlayan Susurluk’a dair 1998’de dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın yazdığı raporun şu kısmı bugüne de ışık tutuyor:

“Bakü’de yapılan konukevinin finansman sıkıntısı üzerine inşaatın otel olarak tamamlanması, otele bitişik bir kumarhane yapılması kararlaştırılarak işletmeciliği Emperyal üstlenmiştir. Bu projeyi gerçekleştiren Cumhurbaşkanının oğlu İlhan Aliyev’dir. Kendisinin Topal’a 500.000 dolar kumar borcu ve otelin gizli ortağı olduğu iddiaları öne sürülmektedir.”

İlham Aliyev 1994’ten 2003’e kadar Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Petrol Şirketi’nin (SOCAR) başkan yardımcısıydı. Haydar Aliyev’in hastalanmasının ardından devlet başkanı seçildi. Petkim’in satışıyla beraber de yeni bir dalga başladı Türkiye’de: Azeri milyarder dalgası. Detayları........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play