We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ne ‘dikey’ ne ‘yatay’, mesele çukur!

126 114 286
05.02.2019
“Gerekirse takayla yüzer Londra’yı, takunyayla yürür Berlin’i alırız” diyen Sofular kıraathanesinin palavracısı Sakallı Vasfi gibi, AKP’li adayların da coşmasının bir nedeni olmalı. Belediye hizmetleriyle çözülemeyeceği düşünülen, ancak ‘beka halısı'nın altına süpürülerek örtülmeye çalışılan bir neden. Erdoğan’ın şu sıralar pek sevdiği ‘yatay-dikey’ mimari karşılaştırması ipucunu veriyor. Nasıl mı?

Binali Bey (Yıldırım), “İstanbul’un çözülemeyecek hiçbir sorunu yok” dedi. Ankara adayı Mehmet Bey (Özhaseki) durur mu? “Başkent ak belediyecilikle tanışacak” diye el yükseltti, o da. Bu açıklamaları duyanların “Peki ama bizi kim yönetiyor?” sorusu ise Başkan’ın, “Orman dinlemiyor kesiyor, oraya dikey mimari yapayım arada da malı götüreyim. Doğa umurunda mı” sözlerinin çizdiği sürreal siyasetin boşluğunda yankılandı…

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Abdullah Efendi’nin Rüyaları” romanında olaylar düş ile gerçek arasında bir yerde durur. Sahici mi, hayal mi ikilemindeki bir adamın öyküsüdür anlatılan. Tanpınar, okurun da içinde kaybolduğu Abdullah Efendi’nin bilinç akışını şöyle özetler:

“Talihi küçük bir vodvil muharririydi. Fakat o bu vodvili bir Sofokles veya Shakespeare tiyatrosu imiş gibi ciddi ve mustarip yaşadı. Onun için hayatı dışarıdan gülünç ve iç tarafından büyük ve azametliydi. Hepimizin seyrederken o kadar güldüğümüz ve eğlendiğimiz Sekizinci veya cinsinden bir piyeste ciddiyetle rol almış bir Kral Oidipus veya Antigone, yahut Othello tasavvur edin. İşte zavallı Abdullah’ın hayatı.”

Türkiye de sanki bir seçim sürecinde değil, AKP’nin bilinç akışına kapılmış sürükleniyor. Trajediyi kimin, vodvili kimin oynadığı; kimin kahraman, kimin mağdur olduğu birbirine karışıyor.

Lakin 25 yıldır belediyeleri, 16 yıldır ülkeyi yöneten bir partinin bu denli gerçeklikten kopmasının imkansız olduğunu söylüyor, bir dış ses. Seçmeni sürreal boyuta çekmeye çalışmanın bir manası olduğunu, iktidarın sunacak somut şeyler bulamamasından ziyade, günahlarından arınmak için sandığı bir ‘vaftiz ayinine’ çevirmeye çalıştığını fısıldıyor.

Yoksa iktidar bol keseden para verip yardım dağıtıyor yine, proje açıklıyor, hatta cennet beratına vardırıyor işi. Demek ki, kolay kolay giderilemeyecek bir hasar var ortada. Gerçeklikle düş arasında bir yerlerde kaybedilmek istenen bir hasar…

Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul romanında, “Gerekirse takayla yüzer Londra’yı, takunyayla yürür........

© Gazete Duvar