We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Meryem’in Göğe Çıkışı ve bir zenginin kasasına girişi!

114 41 77
14.09.2021

Balzac’a ait bir söz var; bu köşede de sıkça tekrarlanır: “Her servetin altında, bir suç yatar.” Ülkede olup bitenleri anlamak için güçlü bir motto. Emek-sermaye çelişkisine ilk dikkat çeken yazarlardan Hüseyin Rahmi Gürpınar da benzer bir şey söyler. Ama o serveti, yasalar eliyle yapılan hırsızlık sayar. Gürpınar’ın işaret ettiği aleniyet, çok daha önemli sanki. Adaletsizliğin, göz önünde cereyan etmesi kadar ürpertici az şey var çünkü.

Servet çoğunlukla üç farklı kılığa bürünür denir: Gayrimenkul, şirket hisseleri ve sanat eseri. İlk ikisi daima sorgulandığı halde, üçüncüye farklı gözle bakılır. Seçkin zenginleri, orayı burayı hafriyata boğan müteahhitten, ihale müptelasından ayıran bir büyülü pelerin gibidir. Servetin kaynağını örtüp, sahibine “saygınlık” kazandırır.

Oysa bir ülke inşaatla, imar spekülasyonlarıyla, ihalelerle soyulmaz sadece. Kültürel yağma da bu soygunun parçasıdır. Telafisi de zordur zaten.

Nitekim Türkiye’de arkeolojik eser ve sanat eserlerinin başına gelenler en az inşaat rantı, yolsuzluklar kadar vahim. Üstelik çok daha güçlü bir “çete” işi.

Mesela Sayıştay, 2020 yılındaki denetiminde, Mimar Sinan Resim ve Heykel Müzesi’ndeki 404 eserin kayıp olduğunu ortaya çıkarmıştı. 4 bin 24 tabloya dair ise hiçbir bilgi bulamadı. Ardından, Ankara Üniversitesi’nde de 404 el yazması eserin yok olduğunu tespit etmişti. Yıllardır önümüze düşen müze hırsızlığı haberlerini filan da ekleyelim listeye.

Neler oluyor? Basit hırsızların pazar tezgahında satamayacağı ganimetler, hangi seçkinlere akıyor? Arayan, soran var mı?

Bugün eşi benzeri olmayan bir sanat eserinin, gözümüzün önünden kaybolup bir özel koleksiyonun parçası haline nasıl geldiğini anlatmaya çalışacağım. Olay suç mu değil mi, karar okurun…

***

İstanbul’da Kadıköy’ün meşhur caddesi Bahariye’ye ilk defa gitmiş birinin bile hemen gözüne çarpan bir binadan, Süreyya Operası’ndan başlayalım. Değeri yalnızca mimarisinden gelmiyor. 1927’de açılan bina, Anadolu yakasındaki kültürel etkinlikler için, İstanbul Milletvekili Süreyya İlmen’in hediyesiydi.

Tavan ve duvar süslemeleri ile tablolar ise ressam Naci Kalmukoğlu’na ait. Tarihî konulardaki çalışmalarıyla biliniyor. Fatih Sultan Mehmet’in at üzerindeki resmi, Barbaros Hayrettin portresi ve Mimar Sinan’ın, Kanuni Sultan Süleyman’a, Süleymaniye Camii’nin yapımını anlattığı tablo en ünlüleri. Bir fotoğrafını bırakalım:

Sadece fotoğrafına bakabiliyoruz bugün, çünkü eserlerin çoğu ABD’de satıldı. Burada kalanlar da ağırlıklı olarak bir şirketin özel koleksiyonunda.

Ne var ki........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play