We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bir burjuvanın çıldırdığı an: Eczacıbaşı’na ne oldu?

250 336 215
08.09.2021

Bülent Eczacıbaşı’nın, eşi ve silahlı korumasıyla beraber bir şantiyeye dalması; kendisini uyaranlara, “Biz ister çıkarız ister çıkmayız, kimse bir şey yapamaz” demesi; polis tehdidini külhanbeyi edasıyla savuşturması ve sonrasında yedi ayrı suçlamadan savcıya ifade vermesi, neresinden bakarsanız bakın muazzam bir olaydı.

Son kuşak Sabancıların “Instagram lümpenliğini” bir yana bırakırsak eğer, eski sermayedarların gündelik yaşamdaki sessizliği, daha zarif ifadeyle, cemiyet yaşamından hicreti, uzun süredir dikkati çekiyordu. Ama şimdi aralarında en kuvvetli entelektüel sermayeye sahip olanı, en burjuvası, mafyöz tavırlarla karşımıza çıkıyor aniden. Sendikalaşma, işçi hakları, grev vs. karşısında “sınıfsal gaddarlıkları” iyi bilinse bile, günlük yaşamın rutini içinde böylesini ilk defa görüyoruz.

Eczacıbaşı’nı, kadife eldivenlerini çıkarmaya mecbur eden şey neydi peki? Yetkili mercilere birkaç telefon açıp halletmeye çalışabileceği bir “yol” meselesinde, neden tarla sınırı kavgasına koşan bir “baldırı çıplak” gibiydi?

Olayı kısaca özetleyelim önce…

Ortada iki farklı mesele bulunuyor. İlki; Eczacıbaşı’nın mülküne bitişik arazi ile ilgili bir sorun. Hukuksal boyutu karışık konu, kabaca şöyle: Eczacıbaşı mülküne girişe demir kapı koymuş, fakat bu kapı sahile gidişi de kesmişti. İtiraz oldu ve kaldırıldı. Ayrıca mülkünün içinde kalan kamu alanlarını kullanması da şikayet konusu. Belediye, bilirkişi, bölgedeki vatandaşlar ve Eczacıbaşı arasında iki yıldır süren bir gerilim bu.

İkinci olay ise Eczacıbaşı’nın mülküne diğer taraftan girişi kapatan Çağlar İnşaat’la alakalı. Buranın kamu yolu olduğunu, inşaatın ruhsatının bulunmadığını, işgalcilik yapıldığını söylüyor. Şikayet ettiklerini, sonuç alamadıklarını anlatıyor savcılıkta.

Görünüşte zengin bir yurttaşın kendi mülkünün güvenliği için hukuki yollara başvurması ve hukuku hiçe sayan bir işgalciye isyanı şeklinde tezahür eden olaylar, dört dörtlük bir “Cumhuriyet mülkü” kavgasıdır esasında.

Sahnenin bir yüzünde; siyaseti, lobi gücünü, yasaları filan kullanıp mülkiyet hakkını daima halkın aleyhine genişletmiş ve kamu mülkünü geleneksel ayrıcalığı gören sermayedarlardan birisi duruyor. Diğer yüzünde; siyasi zorbalığın açtığı yoldan semirmiş bir sermayedarla, devletteki payının azaldığını hisseden bir eski “İstanbul aristokratı”nın itişmesi var.

Her şey ne kadar da........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play