We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Vatandaş Kemal ve güçlendirilmiş parlamenter sistem

73 36 51
29.03.2021

Çok kızacak ehl-i muhalefet, “ne edelim elde bu var, bari bunu yıpratmayalım, AKP’ye yarar” diyecekler, ama kusura bakmasınlar. Memlekette bir yoksulun bağırsakları azıcık fazla çalışsa, aman AKP’ye yarıyor, diye panikleyen bir partili muhalefet var. Hal böyleyken bırakın battı balık yan gitsin. Bakalım ne oluyor?

Denir mi öyle hiç? Niye batsın balık? Dümdüz yolunda gitsin? Balığın, batmaması ve tabii düz gitmesi için bir şeyler yapmak lazım. O da öyle kendisi de batmakta olan geminin güvertesinden, ikinci kaptan pozuyla talimatlar vermekle olmuyor. Omurgası dağılmış, çenesi kırılmış, döşeği can havliyle çığrışan farelerce istila edilmiş bir geminin güvertesi de dünyanın en konforlu yeri olmasa gerek. Kaptan çıldıralı çok oldu. “Hafıza denizi”ne kırdı dümeni nicedir. Hepimizi, zihnini meşgul edip dilini sürçmelerle sakatlayan, bu işe kendilerinin de pek şaşırmış olduğundan kimsenin şüphe etmediği, ecdadının hayal(et)i olmaya zorluyor. Biz de ne yapalım, gülüyoruz ağlanacak halimize. Çılgın Kaptan’ın yerini almaya talip mürettebata baktığımızda aldığımız mesajlar çok karışık. Boş bulunup dediklerine harfiyen uysak, Allah muhafaza, başı kesik tavuk sürüsü gibi koşturup duracağız ortalıkta. Biz bunu hak edecek ne yaptık?

Başlıktaki “Vatandaş Kemal”e kanmayın, yok birbirlerinden farkları. Hele son zamanlarda kendilerini toplumun, olduğu yerden muhalefet etmekten başka çaresi kalmayan kesimlerinden korumak için öyle şeyler söylüyor, hatta zaman zaman seslerini de o kadar yükseltiyorlar ki, “insan hayret ediyor.” Ya hu, el insaf, yan yana durmaları, taleplerini yükseltmeleri, dillendirmeleri gereken insanlarla niye bunca mesafe kor arasına muhalefet partileri. Nedir yani? Aklımıza kötü şeyler mi getirelim? Sıraları gelince onlar da çıldırmak istiyorlar, bu halleri o yüzden deyip umutsuzluğa mı kapılalım iyiden iyiye? Eğer Çılgın Kaptan’ın “hafıza denizi”nde “mutlak umutsuzluk” akıntısına kapılmak istemiyorsak konuşmamız lazım. Dertlerimizi de, beklentilerimizi de, şikâyetlerimizi ve eleştirilerimizi de söyleyeceğiz elbette. Her kafadan bir ses çıkacak, daha önce varılamayan bu uzak menzile evvelden defalarca denenen fırtınalı rotalar takip edilerek gelindi. O rota üzerindeki işaretler hiç iyiye alamet olmasalar bile, sırf kaptan ve mürettebat onlara aşina oldukları için takip edildiler. O zaman, artık aşina olunmayan işaretlere bakmak, o ateşîn fırtınalarda hamken pişmiş, artık yanmakta olan gemi ahalisinin tavsiyelerine kulak vermek lazım.

Clubhouse’da muhalefet partilerinin temsilcileri, milletvekilleri sık sık ahali ile ses sese tartışmaya başladılar. Ağır ve zor sorularla karşılaşıyorlar haliyle. İyi de oluyor. Ama şu ya da bu meselede neden harekete geçmiyorsunuz minvalindeki hemen her soruya, tercümesi “elden ne gelir?” olan şu cevabı veriyorlar: “Efendim toplum da meselelerine sahip çıkmıyor, örgütlenmiyor, her şeyi de siyasetçilerden beklememek lazım.” Eleştiriler devam edince, “bizi yıpratıyorsunuz, sonra da neden hep AKP kazanıyor diye dertleniyorsunuz, siz de böyle konuşursanız iktidar destekçisi kesimler neler söylemez?” diyorlar.

Birkaç yanlış var bu işte: Toplum düşündükleri kadar örgütsüz değil. Eğer toplum örgütsüz olsaydı sivil topluma/toplumsal muhalefete bu kadar ağır bir şiddetle basınç uygulamazdı AKP. Yani AKP, toplumun ne kadar örgütlü olduğunun farkında ve bunu hemen her adımına eşlik eden hiddetin şiddetinden anlamak mümkün. Bakınız: İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme hamlesi. Partili muhalefetin toplumun örgütsüz olduğunu iddia etmesinin ardında açıkça şu şikâyet bulunuyor: “Toplumun örgütleri (o örgütler ille dernek, vakıf vs. olmak zorunda değil elbette) bize açıkça ve koşulsuz destek olmuyorlar, ne zaman yan yana gelsek bizi sadece eleştiriyor, ne yapmamız gerektiğini söylüyorlar. Yani rahatımızı kaçırıyorlar.”

İkinci bir anlamı daha var önünde sonunda girilen bu retoriğin: “Kol kırılsın yen içinde kalsın. Bizim hatalarımızı dile getirmeyin ki güçlenelim.” Bu gidiş yoluna aşinayız zaten. İktidar cenahında kırılan kolların yen içinde nasıl kangren olduklarını ortaya çıkan kekremsi çürük kokunun siyasetin ve memleketin havasını solunamaz hale getirmesinden biliyoruz.

Toplumsal muhalefetin, sivil toplumun aktörleri ya da kendisinde halen konuşma kudreti bulan tek tek yurttaşlar muhalefeti muhatap alarak şunu demeye çalışıyorlar: Bizi duyun, bizi duyun ki sizden bir umudumuz olsun. Eleştirimizi yüzünüze söyleyerek sizi muhatap alıyor ve aradığınız fırsatı ayağınıza getiriyoruz. Siyasetinizi güncelleyin, ezberlerinizi bozun, aramızdaki perdeleri kaldırın. Ama hayır. Karşılaştıkları tek şey muhalefet partilerinin savunma duvarları. Mazeret de açık: “Ama tabanımız ne der?” Ya hu kim ki sizin tabanınız? Hiçbirimizin tanımadığı, bilmediği tabanlar olsa gerek memleketin bir yerinde. Oyları sayılanlar onlar, muhalefet partilerinin tanıdığı tabanlar da onlar. Hepsinin esnaf olduğunu zannediyorum. Çünkü son zamanlarda herkes sürekli esnaf ziyaretlerinde. Kimsenin işçileri, öğretmenleri, sağlık emekçilerini, öğrencileri, kadınları, işsiz gençleri dinleyesi yok. Artık toprağını, ürününü bir kambur gibi sırtında taşımaya mahkûm edilmiş çiftçilere de yol üzerinde tesadüf ediliyor arada. Bütün partilerin tabanları “esnaf”lardan mürekkep belli ki. Geriye kalanlara karışık mesajlar veriliyor sürekli.

Vatandaş Kemal kısmına da burada geliyoruz. Dediğim gibi, diğerleri de farklı değiller, ama işte, ana muhalefet partisinin genel başkanı olduğu için kendisinden beklenti de haliyle yüksek. Örnekleri ondan alınca mevzunun aslı daha iyi çıkıyor ortaya.

Vatandaş Kemal’in Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum atanmasına itiraz eden öğrencilerin yaptıkları........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play