We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Uzadı geceler sabah olmuyor: Neden olmuyor?

85 61 54
15.03.2021

Üzerinden biraz geçti, artık gündemimizde değil ama bu yazının çıkış noktası muhalefetin kutuplaşmayı aşma ve AKP-MHP koalisyonuna karşı geniş bir ittifak örgütleme çabaları çerçevesinde, Saadet Partisi’nin davetiyle Necmettin Erbakan posteri altında buluşma performansı. Ondan evvel de benzer bir vaziyet, verili durumda söz konusu ittifakın kurucu evi pozisyonundaki CHP ahalisinden gelmiş, olmayacak bir günde Seval Türkeş ziyaret edilmekle kalmamış, görüntüler servis edilmişti. Her ikisinde de şuydu denmek istenen: “Memleketin geleceği mevzubahis olduğunda kırmızı çizgimiz yok.”

Yok mu gerçekten? Olmaz olur mu? HDP’nin siyasetteki anlam ve önemi var mesela. Türkiye’nin ne dediği hiç anlaşılmayan dış politikası var. İlkinde perde arkasından bütün işleri yönettiği varsayılan Zümrüd-ü Anka misali, ismi var cismi yok, bir “devlet”in, ikincisinde kimin, neye göre belirlediği ya da gözettiği konusunda kimsenin hiçbir fikre sahip olmadığı “milli çıkar”ların ürettiği kırmızı çizgiler var. Bir şey daha var, kırmızı çizgiden çok, kocaman kıpkızıl bir elmayı andırıyor: İktidardaki ve muhalefetteki tüm partilerin üzerinde uzlaştıkları “ya hu halk ne anlar siyasetten” kibri. Yönetimine talip olunan kalabalığın parçaları bir araya getirip hikâyeler kurmaktan aciz olduğu ve bu nedenle önüne konan tabakta ne varsa içeriğini hiç sorgulamadan mideye indireceği zannı. Aslına bakarsanız bütün diğer kırmızı çizgiler, bu kıpkızıl elmanın konturlarından ibaret.

Herkes bütün dikkatini “algı operasyonları”na vermiş gibi görünüyor. O da tabii sembollerle olur. Sembolik buluşmalar, sembolik görüşmeler, sembollere saygıda kusur etmemeler... Sembollerden sembollere göndermeler yapmalar, istenmeyen semboller görünmesin diye üstünü örtmeler, sembolik fetihler, geri çekilmeler... Böyle arka arkaya gelince geçtiğimiz günlerde bir grup yurttaşın Uygurlara uygulanan mezalimi protesto etmek için karton kutulardan inşa ettikleri Çin Seddi’ni yıktıkları sahneler geldi aklıma. Bütün o sembolik kırmızı çizgilere tutunma ya da onları aşma performanslarının damakta bıraktığı tat tam öyle bir şey. Erbakan posterinin altında buluşmak ya da Seval Türkeş’i ziyaret etmekle, Hollanda’yı protesto etmek için portakal soymak arasında emin olun hiç fark yok. Çünkü bu sembolik sınırları aşma, kavuşma girişimleri hikâyeden, dolayısıyla bir mesnetten, yani dayanaktan yoksunlar. Bir sözleşme ve hatta dayanışma önermiyorlar. Asıl yapılması gerekeni geçiştiren, doğru olanın yerini alan yanlış işler. Mevzuların etrafında dolaşmanın, bir türlü sadede gelememenin işaretleri. Niye geciktiriliyor asıl yapılması gereken? Doğru hamlenin yerine yanlış adımı ikame ettiren ne? Kesinlikle koşulların yarattığı çaresizlik değil. Hayal gücü, özsaygı yoksunluğu, tembellik ve özgüvensizlikten muzdaribiz.

Birbirini besleyen bu dört halin her biri için geçerli ortak bir sebebi var siyasi partilerin: Parti örgütleri arasındaki kutuplaşma, rekabet ve restleşmelerin tabanda da var olduğunu zannediyorlar. Sanıyorlar ki onlar birbirlerine saydırınca halk da yapıyor onu. Kendilerini imam, seçmeni cemaat olarak görme yanılgısı içindeler. Sanki seçmen görmüyormuş gibi yukarda olup biteni. Vaziyetin bu olmadığını ispatlayan verilere de kat’a güvenmiyorlar. Çünkü iktidarın yarattığı “algı operasyonları” parti teşkilatlarını, yöneticilerini halktan daha çok etkiliyor. Mesela Metropoll’ün yaptığı “Kararsızlar” konulu araştırma kutuplaşmanın iktidar nimetlerinden yararlananlar ve yararlanmayanlar ayrımında şekillendiğini gayet net ortaya koyuyor. HDP karşıtlığının, iktidar partilerinin bu konuya yaptıkları siyasî ve idarî yatırımlardan beklentilerinin çok gerisinde kaldığı rahatlıkla anlaşılıyor. (AKP’ye asla oy vermem diyenlerin oranı yüzde 26,4, HDP’ye asla oy vermem diyenlerin oranı yüzde 26). Bu da üstesinden gelinmeyecek iş değil. Sebebi çok açık, HDP iktidarda değil. Çare, partili muhalefetin gönül birliği arayışından vazgeçip, akıl ve işbirliği yapmasına bakar. Hem siyasî partiler niye varlar ki? Eğer akılları, iktidarın olanca bölme, parçalama çabalarına rağmen birbirine bunca yaklaşmış tarafları uzlaştırmaya çalışmayacaksa neye çalışacak?

İktidardaki koalisyonun ortakları özgüven ve özsaygı eksikliklerini, “devlet”in acı kuvvetini işe koşarak telafi ediyorlar ne zamandır. Bu nedenle görünür şiddet arttıkça, mesela sokak serserileri gazetecilerin üstlerine salındıkça, 8 Mart günü ritme göre zıplayan........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play