We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sinemiz yarelendi mi?

85 144 38
22.03.2021

Çok ağır yaralar aldık. Öyle yenilir yutulur cinsten değil son bir haftada yaşadıklarımız. Zaten uygulamayarak askıya aldıkları bir yasayı, İstanbul Sözleşmesi’ni, yan yana durduğumuz bir zemini ayaklarımızın altından çekmeye kalkıştılar. Henüz her şey bitmedi, elbet bir yolunu bulacağız. İstanbul Sözleşmesi her şeyden önce bizlerin arasında bir sözleşme. Tabii ki uğraşacak, saldırıya uğradıkça bizler arasındaki hukuku düzenleme gücüne güç katılan bu sözleşmeye, devletin de uygulayıcı olarak tabi olmasını sağlayacağız. Daha yapabileceğimiz her şeyi yapmadık. Yenilerini de akledeceğiz.

Bir de Ömer Faruk Gergerlioğlu vekilimizin (bundan böyle Vekilimiz) önce vekaletini düşürdüler, sonra gözaltına aldılar (serbest bırakıldığını yazı bittiğinde büyük, kocaman, ele avuca sığmaz bir mutlulukla öğrendim). HDP milletvekili Hüseyin Kaçmaz’ın, Vekilimiz’in gözaltına alındığı sahneyi nasıl anlattığına bakın. Vekil odalarının kapılarına polis yığmışlar. Dayanışmasınlar diye. Hepimize yaptıkları şey bu. Dayanışma kapılarımızı işgal ederek hayatla bağımızı koparmaya, adalet duygusundan vazgeçmeye zorluyorlar ne zamandır bizleri. Gene yaptılar. Ama bu defa, bu berbat oyunu sahneledikleri yer kabul edilebilir gibi değildi. Kaçmaz ne diyor dikkat ettiniz mi? 1994’teki o sahneden bile kötüydü. Hatırlayın o sahneyi, ne olmuştu: Demokrasi Partisi (DEP) milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Mahmut Alınak, Selim Sadak, Sırrı Sakık, Orhan Doğan, Zübeyir Aydar ve Ahmet Türk Meclis’ten zorla çıkarılarak tutuklanıp hapse atılmışlardı. 1990’lara mı döndük sorusunun net bir cevabı var artık: Beterin beteri oldu.

Tütmüyor. Bunu geçtiğimiz çarşamba günü, Vekilimiz’e “düzülen yad düzen”in son perdesi sahnelenirken gördük. Bir gece önce yüzbinlerce insan “Ömer Faruk Gergerlioğlu yalnız değildir” diye haykırdı yorulmadan. “O kararı okutma!” diye seslendiler vekillere. Meclis’te yoklama yapılacaktı, hepimizin gözü orada olacaktı. Onlarca milletvekilinin yüzlerce telefon aldıklarını biliyorum. Uyandırma servisi olmak bizlere kalmıştı. Vekilimiz’e sahip çıkmalıydık. Vekilimiz’e vekiller de sahip çıkmalıydı. Orası bizim irademizin tecelli ettirileceği yer değil miydi? Vekilimiz, 90 bin kişinin oyuyla seçilmiş, ama adalet terazisini elinde tutan o güzel kadıncık Themis gibi gözünü hak ve adalet talep edenin kimliğine bağlayarak herkesin hakkı için mücadele etmiş biriydi. Hepimizin, herkesin vekiliydi. Yalnız onu seçenlerin değil, herkesin vekili olmayı seçmişti. Varlığıyla sanki bir daha hiç kapanmayacak gibi duran adalet yaramızı tedavi ediyordu. Ona “düzülen yad düzen”in asıl konusu idi adalet duygumuz. Bu yüzden o gece sabaha kadar seslendik geriye kalan vekillere: O kararı okutma! Vekilimiz’in yanında dur! İrademize ve adalet duygumuza höykürüşlerle indirilen bu zalim darbeyi durdur. Hiçbir şey yapamıyorsan orada ol, kendini şahit yazdır bu “dava”ya, müdahil ol.

Yapmadılar. Meclis TV’nin sürekli kesilen yayınında gözüm boş koltuklara takılıp kaldı. Önce “andımız” tartışması yapıldı. Sonra dışardan intizamlı gibi görünen ama aralarında bir rabıta olmadığı hemen anlaşılan bir dizi konuşma daha yapılmaya başlandı. Her biri bir felakete, hak ve can kayıplarına ve o kayıplar etrafında oluşan adaletsizliklere bağlanan meseleler hakkında vekiller birer dakika söz alıyorlardı. Hiçbiri önemsiz değildi ama Meclis bizden bağımsızdı sanki. Başka bir şeye bağımlıydı o zaman, ama neye? Meclis’le ilgili konularda tecrübeli bir arkadaşla yazışıyordum o esnada. Sönmek üzere olan bir kibritin yaydığı kadar bir umut ışığı olabileceğini söyledi. Belki de gündemi meşgul ederek mevzuyu geçiştirmeye çalışıyorlardı (filibuster). Öyle mi yapıyorlardı?

Tam olarak ne olup bittiğini tutanağı okurken anladım. Bundan sonrasını oradan aktaracağım. Vekilimiz’le ilgili gündem maddesini ilk dile getiren HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu. Sözü kesiliyor ve İYİP İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz “tarihimizin en önemli devlet adamlarından biri olan Talat Paşa”yı hatırlatıyor Meclis’e, evet tabii, bildiğiniz Talat Paşa. Sonra iki Çanakkale anması daha yapılıyor ve Erdemli’de gerçekleşen fırtınanın verdiği zarar konuşuluyor. Sıraya halk eğitim merkezleri alınıyor ve İYİP İstanbul Milletvekili Musavat Dervişoğlu Çorlu tren faciasından ve asgari ücretlilerin fitreye muhtaç hale getirilmesinden bahsediyor. Sonra yine Çanakkale. (Bu türlü rabıtasız tartışmanın Meclis prosedürüyle kurulduğunu biliyorum. Demek ki o prosedürde bir yanlışlık var. Siyasî tartışma yapmaya uygun değil.)

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, kararın okunup okunmayacağını soruyor. Haberlerde geçiyordu ama Genel Kurul gündemine açıkça yazılmamıştı anlaşılan. Diyor ki: “Meclis Başkanvekili’nin bile bilmediği ya da bize iletilmediği bir gündemden söz ediyoruz.” Meclis’in ne olduğunu hatırlatıyor Meral Hanım,........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play