We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Mental hegemonya ve süpervizör muhalefet

72 229 94
09.02.2021

Şükür “kültürel hegemonya” kuramadı iktidarı oluşturan koalisyonun tarafları onca uğraşlarına rağmen. Kültürel hegemonya kuracağız derken yıkmaya çalıştıkları kurumlar ve yıkım stratejileri ölçüsünde radikalleşmekten ve karikatürleşmekten başka da bir iş gelmiyor ellerinden. Hangi değerin sözcülüğüne savunsalar o değeri radikal bir karikatüre dönüştürüyorlar. Canı bunca yanan bir toplumun gülecek malzeme sıkıntısı çekmemesinin en önemli sebebi de bu.

Zira kültürel hegemonya yıkımla kurulmaz. Kimsenin değerleri bir başkasının değerlerinin yerine geçip iyinin, güzelin, adaletin, etiğin ölçüsü haline gelmez göstere göstere yapılan yıkımlarla. Ne memleketteki her orta öğretim kurumunu imam-hatipleştirmek; ne cemaatleri, tarikatları devletten sebeplenmenin aracıları kılmak; ne de üniversitelere kendi kadrolarını doldurup geriye kalanları terörize etmek yeter böyle “dahiyane” bir projeyi hayata geçirmeye. Kültürel hegemonya, böyle hallerde, iyinin, güzelin, adaletin ve etiğin ölçüsü olmaya azmedene direniş esnasında, direnenlerin heveslerinde, dayanışmalarında, mücadelelerinde şekillenir. O direniş yöntemleri zafer kazanıp katılaşmaya başladığında da yeni direnişlerle yeniden şekillenir. Hülasa kültürün kendini yenileme; onu katılaştırmaya yelteneni buharlaştırma hızına, yetisine ayak uydurabilecek bir hegemonya kurgulamak pek insan işi değildir. Böylesi bir girişimi, iyinin, güzelin, adaletin ve etiğin müzakere edildiği kurumları -üniversiteler o kurumlardan yalnızca biridir- yıkarak sürdürmek ise üçüncü sınıf bir çılgınlıktan başka bir şey değildir. (Aklıma neden İstiklal Marşı’nın “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” dizesi geldi acaba?)

Boğaziçi direnişine bu açıdan da bakılabilir. Bundan gayrı Boğaziçi Üniversitesi, muktedir koalisyon onun başına ne getirmeye çalışırsa çalışsın yalnız iyi bir üniversite olmaktan ibaret değil. Yalnız öğrencilerine, mezunlarına ve akademik kadrosuna ait bir “imtiyaz” olmaktan da çıktı şükür. Kendisini yıkmaya yönelmiş hegemonyaya direnmek ve bu direnişi ses eden, el eden herkesle paylaşmak suretiyle asıl şimdi kamulaştı, müşterekleşti. Bundan böyle Boğaziçi’ne kalkan her el, vurulacak her darbe kamuya ve kamunun müştereği olan her şeye kalkmış, onu darbelemiş olacak. O el her indiğinde ve darbesini tekrarladığında yalnız Boğaziçi Üniversitesi mensuplarını incitmiş, onlara ait bir mevziyi yıkmış olmayacak. İyi, güzel, adil ve etik olan her ne ise, o el, o darbe onu hedef almış, kendisini ise kötü, çirkin, zalim ve gayrıahlaki olarak tanımlamış olacak. Bunlar, gözü toprakla, araziyle, iktidarla doymayanların kavrayamayacağı vaziyetler olabilir ama hiç de enteresan ve bilinmez süreçler değiller. İnsanlık tarihini savaşların, fetihlerin, dünyevi iktidarın el değiştirmesine ilişkin serüvenler yerine, düşüncelerin, inançların, dillerin, duyguların evrilme, kaynaşma ve yenilenme macerası olarak görme inceliğine sahip herkesin gayet iyi bildiği şeyler.

Hülasa Emine Hanım’ın kocası ve şeriklerinden mürekkep koalisyonun bir kültürel hegemonya kurmaları mümkün değil. İsterlerse tüm kurumları yerle yeksan etsinler, bu o kurumların iyinin, güzelin, adaletin ve etik olanın hatırası olarak güçlenmelerinden başka işe yaramaz. Tabii ki hatıranın gücü ile işlerliğin gücü aynı şeyler değiller. Ama hatıranın ne denli güçlü olduğunu en iyi bilenler de siyasi hegemonyalarını birkaç on yıllık hatıraya dayandıranlardır. Siyasi hegemonyalarına dayanarak şimdi yıktıkları kurumların, vakti geldiğinde yeniden inşa edildiğine tanık olacaklar. Üstelik bugün yıkılan kurumlar, eğer Boğaziçi Üniversitesi’nde olduğu gibi toplumda bir karşılık buldular ise, bu direnişten önceki geçmişlerinde........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play