We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Başka bir Meclis mümkün: Bitmesin mi hoşnutsuzluğumuzun kışı?

46 49 22
08.03.2021

Shakespeare’in III. Richard oyunu, Gloucester Dükü Richard’ın yerine geçmek istediği IV. Edward’ın zaferiyle sonuçlanan bir savaşın sonunu haber verir: “Hoşnutsuzluğumuzun kışı, şimdi, / Günlük güneşlik bir yaza dönüşüverdi... / Savaş çığlıklarımızın yerini / Eğlenceli toplantılar aldı.” Ama onun hoşnutsuzluğu bitmemiştir: “Madem kimsenin sevgilisi olma şansım yok / Ben de karar verdim kötü adam olmaya / Bu hoş günlerin zevklerinden nefret etmeye / Planlarım var bu konuda.” (1)

Yüzyıllar sonra, 1978-79 “hoşnutsuzluğun kışı” olur. İngiltere’nin en soğuk kışlarından birinde Ford işçilerinin hükümetin ücret artışlarına koyduğu yüzde 5’lik artış sınırını, sendikanın direnişi ve grevle aşıp yüzde 17 zam almasının ardından başlayan ve tüm sektörlere yayılan grev dalgasının adıdır artık. Grev, İngiltere 20’nci yüzyılın en soğuk kışlarından birini yaşarken sürer gider. İşçiler birçok sektörde “yüzde 5” barajını yıkmayı başarırlar. Ama arzu ettikleri hedefleri de tutturamazlar. İşçilerin ücret talepleriyle sermayedarların baskıları arasında sıkışan Callaghan’ın bu “krizi yönetmek”te gösterdiği başarısızlık -işçiler de sermaye de memnuniyetsizdir- ertesi yıl Demir Lady Margaret Thatcher’in en önemli propaganda malzemesi olacaktır. O çok ünlü “Başka alternatif yok” sloganını böyle bir ortamda formüle eder Thatcher: Tek yol serbest piyasa, tek yol serbest ticaret, tek yol kapitalizmi küreselleştirmek... Fikir babası toplumsal/ekonomik işlerimizde de en güçlü olanın hayatta kalması ilkesinin savunucularından liberal “düşünür” Herbert Spencer’dir.

Seattle’da Dünya Ticaret Örgütü’nün 1999 toplantısına yönelik protestolar ve dünyada gördüğü büyük yankı “en güçlü” olmayanların artık yerlerinde duramadıklarını gösteren ilk güçlü işaretlerden biridir. İlki 25-30 Ocak 2001 tarihleri arasında Porto Alegre’de yapılan Dünya Sosyal Forumu’nun sloganı “Başka bir dünya mümkün”dür. Thatcher’in ve her milletten ihvanlarının “tek yol küresel kapitalizm” dayatmalarına karşı çıkışın da küresel olacağını haber veren alabildiğine enternasyonal bir itirazdır. “Hadi oradan” demektedir dışlananlar ve dışlananlardan yana olanlar. “Hadi oradan, bu sizin dediğiniz tek yol değil, en kötü yol. Madem ezenler küreselleşiyor, biz de küreselleşiriz?” Eksiği gediğiyle forumlar Thatcher’in tarif ettiği tek yolun dünyayı sürüklediği felaket hatta kıyamet menzilini bertaraf etmek için yolların, yordamların tartışıldığı yerler olur. Tohumlar serpilir toprağa: Biri kurtlara, biri kuşlara, biri halklara...

Sosyal forumların ateşi sönerken, Sosyal Forum tohumunun toprağa düştüğü ilk ülkede esen bahar rüzgârıyla seçilen Lula’nın müesses nizamla kendisini iktidara taşıyanlar arasında yalpalayıp durduğu bir dönemin ardından, iktidarları boyunca yolsuzlukların, yoksullaşmanın, sert siyasi kavgaların damga vurduğu iki başkan daha seçilir ve nihayet Bolsanaro gibi bir çılgının iktidar aygıtını kapmasıyla en soğuk kışlarından birini yaşamaya başlar Brezilya.

Başka tohumlar da düşer toprağa. “İyi çıkışlardı ama bakın sonunda diktatörlere yaradı, demek halklar o kadar da güçlü değilmiş, hayal kurmayın” diye “ezikle(n)me”nin moda olduğu Arap Baharı, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki Occupy hareketleri, Türkiye’de Gezi Direnişi halkların uzun ve sert kışlardan duydukları hoşnutsuzluğun ifadeleri olur. Dünyanın her yerinde tohumlar düşer toprağa. Ve o tohumların düştüğü her yerde kış şiddetini artırır. Öyle ki herkes kışın sebebinin tohum olduğunu düşünmeye başlar. Toprağa düşen tohumun müesses nizamın beton zihniyetinde yarattığı çatlama, yarılma, parçalanma korkusunu gözetmek, aman ha onu ürkütmemek, siyasetin ve ticaretin değişmez kuralıymış gibi, “bakın ama halklar böyle itiraz ettiğinde iktidarlar değişiyor ama hep daha kötüsü oluyor” denir. Oysa herkes bilir... Tohumun kök salıp yeşermesi zaman alır. Erk sahiplerinin takkeleri düşer kelleri görünür böyle vakalarda, karizmaları yıkılır. Yerine brokoli, lahana, bakla, ıspanak, pazı, karalahana, soğan, sarımsak ekmektedir halklar. O tohumlar yeşermesin diye bulduğu her köşe bucağa beton döker müesses nizam. Yeter ki umut olmasın. Yeter ki dönülmesin Demir Lady’nin en kötü yolundan. Her şeyi mahvettiği halde kimsenin imanını kaybetmediği kapitalizm tam da Walter Benjamin’in dediği gibi, tam teşekküllü bir dindir.

Ortalamanın, vasatın yolunu aramaya koyulur dünyanın her yerinde muhalefet partileri. Kışın iktidarları kötüdür. Kıştan sonra gelecek bahar ondan bir gıdım daha iyi olsun, neyimize yetmez. Fazlasını beklemek, istemek, zorlamak kötüye haklılık ve güç kazandırmaktır. Halklar azla yetinmeli, ektiği tohumları ehven-i şer bahçıvanlara teslim etmelidir. Başka türlüsü nasıl mümkün olur ki... Hem beton hiç çatlar mı? Evimiz değil mi beton? Devletimiz, en kıymetlimiz... Zamane bahçıvanları tohumun, toprağın değil, aracıların, kabzımalların, GDO simsarlarının işçisi çünkü... O yüzden tohumun betona meydan okumasına izin veremezler...

Çok partili hayata geçiş denemelerinin felaketle sonuçlanmasının ardından Cumhuriyet Halk Fırkası, Meclis’in muhalefet ihtiyacını partisiz muhalefet formülüyle gidermeye karar verir (2). 1931 seçimlerinde, 30 bağımsız milletvekili için kontenjan ayrılır ama yalnız 20 vekil seçilir ve Meclis’te Müstakil Grubu oluşturur. Bu vekillerden biri Hüseyin Sırrı Bellioğlu, tam 84 defa söz alır Meclis’te. Liberal bir siyasetçi olan ve vekil olduğu sürece “devletçilik” politikalarını eleştireceğini peşin peşin söyleyen........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play