We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Takkeli, cüppeli amiral göstergesi

111 31 11
31.03.2021

Geçtiğimiz günlerde takkeli, cüppeli bir amiralin, bir tarikat evi yani tekke olduğu iddia edilen yerde çekilmiş bir fotoğrafı ortaya çıktı. Ne tarikatın, ne amiralin adı burada tartışmaya çalışacağım izlek bakımından önem taşıyor. Sözkonusu fotoğraf bence tam rahmetli Roland Barthes’in seveceği ve üzerine yazıp, konuşacağı türden bir gösterge. Saussure’ün yolundan giden Barthes, 1957 yılında çıkan “Mythologies” kitabında tam da böyle deneyimini paylaşmış, aşağıdaki Paris Match dergisi kapağının “esasen” neyi anlattığını çözümlemeyi denemişti. Gördüğümüzden, baktığımızda ne gördüğümüzden, neye nasıl baktığımızdan, neyin anlatıldığından, bizim anlatılanı nasıl kavradığımızdan yola çıkarak.

Büyük Barthes’ın ayakkabılarının da bana bir numara büyük geleceğini belirtmeme gerek yok. Hani “Barthes kim, sen kim birader, yaw sen kimsin be?!” demeyin hemen lütfen, zaten onu peşinen kabul ediyorum. Seksenlerin sonunda, doksanlı yılların başında, üniversitede Haşmet Topaloğlu’nun kurduğu sinema kulübünde elimize geçirdiğimiz Peter Wollen’in “Sinemada Göstergeler ve Anlam” kitabını birlikte epey okuyup, üzerine epey de ahkâm kesmiştik. Barthes’a, Barthes’tan Saussure’e filan oradan gelmiştim. Gençlik heyecanıyla göstergebilimde yine ve nihayet bir “anlama anahtarı/kılavuzu” bulduğumu sanmıştım. Hem maymun iştahı, hem beynimdeki gri maddenin kısıtları o serüvenin de sonunu getirdiydi.

Barthes, berber dükkânında rastgele eline geçen derginin kapağında gördüğü fotoğrafı betimler: Fransız üniformasına bürünmüş asker selâmı veren genç zenci*, yukarı doğru çevrili gözleriyle (resimde biz görmesek bile) kuşkusuz üç renkli Fransa bayrağına bakmaktadır. Sonra imgenin anlamını çözümler: Fransa büyük bir imparatorluktur, onun tüm oğulları aralarında herhangi bir renk ayrımı gözetilmeksizin sadakatle bayraklarına hizmet eder ve sömürgecilik varsayımını ortaya atanlara, bu zencinin o varsayılan baskıcılarına hizmet etme gayretkeşliğinden daha iyi bir yanıt olamaz. Anlatılmak istenen, gösterilen budur.

“İzah, mizahı bozar” denir ya, bence de haklıdır. Yazıda da okuru sürekli işaret parmağının ucuna, parmağa değil de işaret edilen yere bakmaya davet sıkıcı. Yine de izninizle bir parantez daha açacağım: Amacım Barthes’ı tanıtmak, malumatfuruşluk taslamak, göstergebilimi hatmettiğimi iddia etmek, hayatımda yalnızca bir yıl o zamanki görevim dolayısıyla bulunduğum Fransa’ya övgü düzmek, vatandaşlığım, oturma iznim, oy hakkım olmayan Fransa’nın cumhurbaşkanı Macron’a gelecek seçimlerde destek vermek değil. Cüppeli-takkeli amiralin kimliğini teşhir edip, onu hedef haline getirmek, “Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti ne hale getirdiler bunlar, hem de bahriyeli, hem de paşa, vah ki vah…” diye dövünmek de değil.

Yapmak istediğim, “tekkede bir cüppeli-takkeli (ve tören üniformalı) amiral” göstergesinin, neyi gösterdiği üzerine bir konuşma başlatmaya çabalamak. Fransa’nın özelliği, o ülkenin III. Cumhuriyetinin, bizim birinci ve şimdilik tek (yoksa şimdiki “başyücelik” rejimi ikinciye mi tekabül ediyor, onu da bilemiyorum) cumhuriyetimize esin kaynaklığı ve hatta düpedüz modellik yapmış olması. Ayrıca, onlar De Gaulle’le beşincisine (tam da Barthes’ın sözkonusu kitabından bir yıl sonra, 1958’de) geçmiş olsa da, anayasalarında bizimki gibi “laiklik” ilkesi yazılı ender devletlerden.

Fransa, belki tüm büyük devletler ve bizim gibi (“aoooo, efendim bizim sırtımızda kambur-mambur yoktur!” –pekiyi, benim büyük dedem de Berlin’de 17 Nisan 1922’de ayağı taşa takılıp ölmüştü) sırtında toplumsal, tarihsel ve güncel kamburları olan bir ülke. II. Dünya Savaşı’ndaki “tuhaf yenilgi” (Marc Bloch) ve hemen ardından gelen Çinhindi ve Cezayir savaşları, darbe girişimleri, Ruanda Soykırımı, Mayıs 1968. Nüfusa oranla ve mutlak bakımdan Müslüman yurttaş sayısı, ABD’deki zenci mahkûm sayısı gibi Müslüman mahkûm sayısının nüfusa oranla çarpıcı yüksekliği. Laiklik, ifade özgürlüğü ve dine küfrün (“blasphème”) suç olmaması ve bu kuralın esasen Katolikliğin devlet yönetiminde ayrıcalıklı olmamasını sağlamaya yönelik tarihsel kökeni.

Konunun, Osmanlı’nın özellikle son dönemlerinde “didâr-ı hürriyet” tutkunlarının Fransa’ya gitmiş olmaları, Fransızcanın yine o dönemde yaygınlaşması gibi boyutları da var. İmparatorluktan cumhuriyete biz peş peşe darbeler, darbecikler ve darbemsiler yaparken, Fransızların 1789’da devrim yapmış olması bir........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play