We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Şen olasın Halep şehri…

149 47 31
24.03.2021

Öyle bir insan öğütme, yurttaşı canından bezdirme değirmeni ki, kimler gelmiş geçmiş. Son zamanlarda nedense Fikret’e takılıyorum hep örnekse. Eylem tarzı olarak Aşiyan’a çekilmesi, ömrünün son on yılını orada geçirip, aslan gibi adam olmasına karşın 48 yaşında ölmesi. Canan Özcan Eliaçık’ın Kıvılcımlı kitabıyla İslâm Özkan ve Tanıl Bora söyleşileri sayesinde tanıştım, şimdi elimin altında. 69 yıllık hayatının 22.5 yılını hapislerde geçiren Kıvılcımlı’nın içerideki yılmaz çalışkanlığı bana Gramsci’yi (ne onu, ne diğerini, ne Fikret’i iyi bildiğim iddiasında hiç değilim) çağrıştırdı.

Dedemi hızla şutlayan anneannemin ikinci eşi Ahmet Hamdi Başar yahut. Ne zaman heyecanlansa, düş kırıklığı yaşamış. Evde duran antika bir çalışma masası var, altına bacaklarım sığmıyor. Rahmetli annem onu gösterir “Hamdi Dede’n Barış Dünyası dergisini işte bu masada daktiloyla kendi kendine yıllarca (1962-71) çıkardı” derdi. Konuk yazar adı altında yer verdiği yazıları da takma ad uydurup, kendi yazarmış. Onun son on yılı da böyle trajikomik sanki. Aşiyan’a çekilir gibi daktilosuna, dergisine sığınmış. Bugün bilenlerce hayırla yâd edilir; saygın bir insanmış. Annemden de yalnızca iyi sözler duydum hakkında. Kitaplığında Musa Anter’in incecik Kürtçe-Türkçe sözlüğünü bulmuştum, “Aziz Hamdi bey kardeşime” diye imzalamış. Nereden, nasıl tanışırlardı acaba, kim bilir?

Aylak kasap billurlarını tartarmış. İçim karardıkça kendimi bunları ve daha pek çoklarını tekrar tekrar düşünür buldum. Asla kendimi o aklımdan geçirdiklerimin dengi saydığım için değil, haşa. İçtenlikle karşılaştırırsam benimki, fren balatasına sıkışan kum taneciği kadar dahi etkisi olmayan bir çaba. “İşte geldim gidiyorum, şen olasın Halep şehri” hesabı. Bunun için havalanmaya çabalıyorum, kuş bakışı bakmaya. Bunun için giderek, yok istikşafi, yok Kahire’ye açılım, Çavuşoğlu’ndan Brüksel’de Blinken’e çalım, Ruslar yine Idlip’i vurdu, AB’yle zirve, yok bilmemne -bunlar iştahımı açmaz oldu. Yanlış, onu da biliyorum. Bilebildiğin, öğrenebildiğin, yapıcı katkı sunabildiğin yerde kal, ötesine geçme. Haddini bil, aşma. Ahkâm kesme, tavana sıkma. Somut söyle. Hariciye ağzıyla “biz resmi çekip koyalım şekerim, Ankara değerlendirsin”. Eyvallah.

Fakat iki şey canımı sıkmıştır hep, o da var. Biri, “şimdi sen o işleri bırak da…” kafası. Hani tam dalmış, aklınızı vererek bir şey okur yahut bir şey düşünürken, gelip birinin ana limon sıkması. Veya paldır küldür bir işe girişmek yerine alternatif akıl yürütmeye kalktığınızda yöneticiden aldığınız yanıt. İkincisi, durmadan koşuşturan, sürekli meşgul görünen insanlar. Nereye koşuyorsunuz? Hepinizin de çok önemli, çok acele işiniz mi var? Yoksa markete koşup, eve yetişme derdinde misiniz? Mayış yattı mı, ona mı bakacaktınız ATM’den? En alttakileri, emekçileri, günübirlikçileri demiyorum. Karnı guruldayan adam, akşama çocuğunun önüne bir tas çorbayı, bir dilim ekmeği nasıl koyacağını düşünen kadın, başka nereye baksın? Ama şu kurukalabalığı, kendinden havalıböcekleri diyorum. Neden kafanı çevirip, önünden geçtiğin yeni sürgün vermiş ağaca bakmıyorsun on saniye? Korkma, düşün.

“Düşünmeye kalksam, çıldırırım” derdi yine rahmetli annem. Dizi değil de (“Arka Sokaklar” hariç), durmadan yarışma programlarını ve şu ünlü “kadın........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play