We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Garê sonrası bir durum değerlendirmesi denemesi

210 82 13
21.02.2021

Garê Dağı’na yapılan ve 12’si yurttaşımız, biri (artık anlaşıldığı kadarıyla) Iraklı rehinenin PKK tarafından öldürülmesi ve operasyonu yürüten TSK birliğinden iki yüzbaşı ile bir astsubayın çatışmada hayatlarını kaybetmesi, ayrıca yine TSK’den pek çoğu ağır, fazla sayıda yaralı oluşu vahim bir kayıp tablosu ortaya çıkardı. Bu tablonun siyasal ve hatta hukuksal sorumlusu olarak muhalefetin harekâtı planlayan ve uygulayan, başta Cumhurbaşkanı ve Milli Savunma Bakanı, siyasal karar alıcıları göstermesini ve kamuoyuna hesap vermesini, aynı karar alıcılar reddediyor.

Onlara göre “sorumlu” deyince anlaşılması gereken tetiğe basan PKK. PKK’nin bir terör örgütü olduğunun yinelenmesi ve ötesinin kamuoyu önünde tartışılmasının görünemeyecek bir geleceğe, “sine die”, ertelenmesi gerekiyor. Bu tutum, demokratik, siyasal ve hukuksal bakımlardan, eksik değil düpedüz yanlış olduğu denli, (PKK terörüyle mücadelede) “ne olduğunda, hangi sonuca ulaşıldığında” bunların konuşulmasına olanak tanıyacak ortamın oluşacağının sorulmasını da dolaylı yoldan zorunlu kılıyor. Özetle, “askercesiyle”, Türkiye’nin (yani güncel yönetimin) terörle mücadele stratejisinde “amaç, tanım, kapsam” nedir? Soru bu.

Diğer, bu omurga soruyu çevreleyen, daha geniş sorgulama ise “terörle mücadele” gerekçesiyle hukukun askıya alınıp alınamayacağına, “devletin rutin dışına çıkıp çıkamayacağına”, bu bağlamda hak ve özgürlüklerin kısıtlanıp kısıtlanamayacağına, yeni rejimde cumhurbaşkanının yetki ve sorumluluklarının çerçevesine, keza yeni rejimde atanmış bakanların ulusun seçilmiş temsilcileri milletvekilleri ve kurum olarak TBMM ile ilişkisine ilişkin. Hatta, sözkonusu sorgulama “cumhurbaşkanlığı sistemi” denilen rejimin işleyişini (veya işleyemeyişini), radikal biçimde reforme edilmesi veya değiştirilmesi gerekliliğini de içeriyor.

Terörle mücadele karmaşık ve uzmanlık gerektiren çokboyutlu bir konu. Kişisel olarak benim bu alanda yirmi yıllık meslek hayatımdaki ilk görev yerim Cezayir (1993-95) ve Irak’ta (Bağdat ve Erbil) yahut Irak üzerine çalıştığım (Ankara ve Vaşington) ikinci onyılı (2003-13) dolayısıyla belirli bir deneyimim ve yaşantım olsa da, bir uzmanlık iddiam kesinlikle yok. Genelgeçer doğru veya veri, terörle mücadele stratejisinin hangi amaca, hangi kaynaklar harcanarak ve yöntemler kullanılarak, ne korunarak ulaşılacağı.

Kaynaklardan anlaşılan insan, para, silâh, mühimmat, teknoloji. Yöntem deyince, siyaset, halkla iletişim, eğitim, sosyal yardım, ekonomik kalkınma, istihbarat, polisiye önlemler, askeri harekâtlar. Korunması gereken ise yaşama biçimi, demokrasi, hukuk devleti, yasalar, toplum. Yapılmaması, kaçınılması gereken tartışmanın yasaklanması, siyasete kutsallığın karıştırılması, ifade özgürlüğünün kısıtlanması. Varılması hedeflenen yer ise daha belirsiz. Tam da bundan ötürü, “terörle mücadele” deyince AB ve ABD’den bir türlü o beklediğimiz “anlayışı” göremiyoruz.

Esasen “terörle mücadele” tarihinin, bunun bir küresel bir etikete dönüşmesinin, miladı 11 Eylül 2001 NY İkiz Kulelere ve Pentagon’a yapılan saldırı. Yoksa terörizmi dileyen Haşhaşilere, isteyen Haganah’a, anti-koloniyalist ulusal kurtuluş hareketlerine yahut Soğuk Savaş’ın 70'li yıllarına dek geri götürebilir. Bugün de Batı’yı meşgul eden terörizm El Kaide, IŞİD türevi selefi cihatçılık. Bununla nasıl mücadele edileceği konusunda da hem sırtında tarihsel Cezayir kamburu bulunan, hem AB’deki en yüksek sayıda Müslüman nüfusu barındıran ve hem de kentlerinde en kanlı terör eylemlerine hedef olan Fransa’da yürüyor en canlı tartışma. (Ona bir başka........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play