We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Dış politikanın devir-teslimi

111 42 13
20.12.2020

ABD, “CAATSA” ile yaptırımlara başvurarak, NATO müttefiki Türkiye’yi artık “hasım” olarak sınıflandırmış oldu. Aynı doğrultuda 1963, 1996 yahut 1999’dan bu yana resmen “AB aday ülkesi” statüsünü haiz Türkiye, Prof. Dr. Sinem Akgül Açıkmeşe’nin son Dünya Ve Biz’de dikkat çektiği üzere, son AB Konseyi toplantısında (10-11 Aralık) ancak Doğu Akdeniz başlığı altında görüşüldü. Adaylıktan söz edilmedi. Üstelik, Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Borrell’e müteakip 25-26 Mart 2021 tarihli Konsey’e dek verilen ödev, Türkiye ile AB’nin yeni ortaklık modeli üzerine farklı senaryolar çalışmak ve bunları onaya sunmak.

Diğer bir deyişle, ABD ve AB ile ikili ilişkilerde çokça başvurulan benzetmeyle “ağır çekim tren kazası” yine atlatıldı. Buna karşılık, Türkiye’nin yüzyıllardır ait olduğu Batı dünyasından “ağır çekim (anlaşmasız) boşanmasının” gerçekleşmekte olduğu tescillendi. Sözkonusu boşanmanın, diğer toplumsal ve siyasal boyutları, tarihsel önemi bir yana, yalnızca ekonomik faturasıysa, önceki yazımda da Prof. Dr. Eser Karakaş’a atıfla paylaştığım üzere, son beş yılda 250 milyar ABD Doları düzeyinde. Bu rakam AB üyesi komşumuz Yunanistan’ın ulusal gelirine eşdeğer. Yani Türkiye’ye Londra tefecilerinin, emperyalistlerin, kolonyalistlerin vs. herhangi bir kaşkariko oynamasına hacet yok, biz kendi gemimizi kendimiz layıkıyla batırıyoruz.

Buna karşılık, o Batı’nın, yani ABD ve AB’nin “ah şu yalnız ve güzel Türkiye artık hür ve demokratik olsa” diye bir önceliği olmadığı da açık. Stratejik körlüklerini AB’nin 2004'te Türkiye’yi dışarıda bırakıp, Yunanistan’ın Doğu Avrupa’ya genişlemeyi rehin almasına teslim olarak, GKRY’yi üye kabul etmesinde ve ABD’nin de özellikle 15 Temmuz 2016 darbe girişimine sağır kalışında kanıtlandığı gibi. Bugüne gelirsek, Türkiye’yi AB’nin yasadışı göçe ve köktenci İslamcı terörizme karşı, ABD’nin de Rusya ve İran’ın “yayılmacı” emellerine ve Ortadoğu’nun çalkantılarına karşı bir dalgakırandan ibaret görmeleri gibi.

Murat Berk’in ifadesiyle “Meşhur portföy yöneticisi Peter Lynch 'Şirketlerin geleceği bilançolardan okunsaydı, matematikçiler ve muhasebeciler dünyanın en zengin insanları olurdu.' der. Hayatın kendisinde de böyle değil mi?” Uluslararası, bence doğrusu “devletler arası” ilişkilerde de, devlet adamlığı/kadınlığında da durum aynı desek, sanırım yanılmış olmayız. Hem ABD’nin, hem AB’nin benimseyegeldiği sözde ve ikiyüzlü stratejide de sihirli sözcük: “İstikrar”. O “istikrar” ki, mezarlıkların dinginliğini, meydanların cıvıltısına yeğlemek demektir özcesi. Coğrafyayı tarihe yeğlemek demek, tarihi de siyah-beyaz bir vodvile indirgemek demektir.

Karikatür: Umut Sarıkaya

“Batı” deyince, kuşkusuz yekpare,........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play