We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Dış politika: Viraj ve şarampol

122 49 12
14.02.2021

Kendince dil düşkünü ve bugün biraz dili kullanmayı meslek edindiysem o evrimde en büyük katkısı olan merhum peder “alafortanfoni” filan gibi uydurma sözcüklerin kökenlerine takılırdı. Örnekse, Fransızca tınlayan ama Fransızcada olmayan “şarampol” de, Nişanyan’a göre “Macarca sorompó ‘kazıklardan oluşan çit, parmaklık’ sözcüğünden, Macarca sözcük (ise) Orta Aşağı Almanca schrancpaum ‘çit kazığı’ sözcüğünden alıntı” imiş. Demek ki “şarampole yuvarlanmak” uydurma, “şarampol” aslında karayolu kenarında kaza anında çarpma şiddetini emen, çarpıp durulan demir/çelik bariyer, yeni terimle “otorkorkuluk”. “Şose” de var böyle ama artık yok, kalmadı: Toprak yolun iyisi, asfaltlanmış karayolunun kötüsü. Onun adı da eskiden düz “asfalt” değil miydi, “Londra Asfaltı” gibi hani? Her neyse biz dilimize “şarampole yuvarlanmak” teriminde kaldığı gibi kullanalım, peder bu defalık mazur görsün.

Hem belki bu çelik korkuluk ile hendek farkından dış politika ekmeği de yeriz. Hangisi daha etkin önlem olabilir dış politika yapar ve uygularken diye düşünerek: Kenara konulan bariyerler mi, yoksa hendekler mi? Sonuçta her ikisi de kaza anının etkisini azaltmaya yönelik ve yol yapımının içkin parçası olan, insan yapımı mühendislik ürünleri. Daha şüpheci olanlar, “pekiyi dış politikada yol var mı, yoksa ilerledikçe yolu da devletler mi yapar, her devletin yol yapacak gücü var mıdır?” diye de soracaktır. Malûm Hanibal buyurmuş ya Kartaca’dan (bugünün Tunus’u) MÖ 218’de kalkıp İspanya, oradan Alpler üzerinden Roma’ya fillerle birlikte yürürken “ya bir yol bulacağız, ya bir yol yapacağız” diye. Ondan yaklaşık 35 sene sonra da bizim buralarda muhtemelen Gebze dolaylarında ölmüş.

Hanibal’den 1600 küsur yıl sonra ecdad FSM de Otranto’ya amfibik yıldırım harekâtı tasarlayıp, doğudakinden sonra batıdaki Roma’yı da fethetmeyi tasarlayıp, uygulamaya geçirmiş. Demek ki Tunus’tan kısa deniz yolundan Sicilya’ya oradan Roma’ya doğru uzanmak varken Hanibal (o dönemin tankları sayılacak) fillerle İber Yarımadası’ndan gidip kulağını tersten göstermeyi yeğlemiş. Üstelik Hanibal’in “gazabının” nedeni, I. Pön Savaşı’nda Sicilya ve Sardinya’yı Roma’ya yitirmesi. Yani denizcilik bilmediğini varsayamayız ama topu rakibe bırakan takım gibi, denizi Roma’ya bırakıp karadan yürümüş. Emperyal güç Roma’nın stratejik önceliğini “Kartaca yıkılmalı” olarak ortaya koymasını da belki, biraz zorlarsak, Soğuk Savaş’ın, küresel güç mücadelesinin sonunda Reagan’ın “SSCB/Demir Perde yıkılmalı” biçiminde* ortaya koyduğu stratejik hedefle karşılaştırabiliriz.

Konu o zaman da Doğu Akdeniz’e egemen olmak aslında. Strateji belirlemek de Galatasaray tüzüğünde yazıya dökülen “maksadımız Türk olmayan takımları yenmek” misyonunun (“maksat” işte) 95 yıl sonra UEFA kupasıyla gerçekleşmesi gibi: Uzun erimli, hayalperest değil ama vizyon sahibi, yani stratejik. Şimdi Hanibal’in ha’sından Hafız’ın (Esat) ha’sına geçelim: Laz........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play