We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Devletin geleceği, yurttaşın geleceği

94 42 19
03.01.2021

Küresel salgının ardından dünyanın alacağı siyasal biçim; olacaksa küresel ölçekte toplumsal dönüşümün derinliği; yeni dengelenmenin vadesi; evrensellikle yerellik karşıtlığı gibi kuşbakışı fütürist kehânetler. Sabah yatağınızda gözünüzü açtığınızda “ben kimim?” sorusuna verdiğiniz yanıtın geçmişiniz, okullarınız ve mesleğinizle ilgili olması yahut “şimdi, burada, şu kentin bu semtinde, sırtüstü uzanmaktayım” demeniz gibi. Soruyu “ben kimim?” yerine “ben neyim?” diye sormak bir başka yaklaşım ikirciği olabilir.

Ayaklarımızı ülkemize basarak 2021 dış politika sınamalarını dolayısıyla güncelliğini koruyan Libya, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Irak, Suriye, Rusya dosyalarını gözden geçirmek, belki tüm bunları büyük harflerle “BATI (AB ABD) ile ilişkiler” başlığı altında toplamak. Yapay bir dönüm noktası da olsa yılbaşları biraz daha mandıra feylesofluğuna yöneltiyor sanki beni. Yetkin ve derli toplu bir biçimde gelecek yıla bakış isterseniz 2020’nin son Çarşamba akşamı Artı TV’de “Dünya Ve Biz”de konuğum olan değerli Soli Özel’in söylediklerine kulak vermenizi öneririm. Ayrıca sonuçta Türkiye’nin dünyada olduğunu ve gelişmelerden etkilenmeyecek bir kale olmadığı gerçeği yadsınmamalı.

Pandeminin birincil sonucu, devletin geri dönüşü. Devletin artık sorunun kendi değil, çözümün parçası olması. Fakat özellikle bizim buralarda defalarca içinde yaşayarak öğrendiğimiz üzere “cehenneme giden yolun taşları iyi niyetle döşenir.” Hep verdiğim örneği yineleyeceğim: Siz, kullanılmayan havalimanındaki otel ve terminal binasını sahra hastanesi olarak dönüştürmeyi önerirsiniz. “Yönetim” bu öneriyi havada kapar, o havalimanının ulusal stratejik değeri olan pistlerini geri dönülemeyecek biçimde yok etmek için kullanır; durmaz, olağanüstü durum gerekçesiyle ihalesiz yaptığı inşaattan yandaşa ve kendi cebine akar yaratır; orada da durmaz, yurttaş gidecek kapı ararken o hastaneyi yurtdışından gelecek cebi dolular için “sağlık turizmi” amaçlı kullanır. Siz de elinizde iyi niyetiniz, ahlâki üstünlüğünüz ve siyasal doğruculuğunuzla kalakalırsınız öylece şavalak gibi.

Devlet geri gelir, zaten bizim buralarda hiçbir yerlere ayrılmamıştır ve ondan başka bir şey de olmamıştır ortalarda orası da ayrı, sokağa çıkma, içki içme, (seküler) kutlama, toplanma yasakları koyar. Oysa söylenen, akıllı ve akılcı bir devletin kamu yararının gözetiminde etkinliğini artırmasıdır. Ama bilin bakalım sizde ne eksiktir? Hukuk ve demokrasi. O eksikler olmasa dahi, devletçilik oldukça tehlikeli bir tapınmadır. Sütun komşularımdan Zeki Coşkun’un zihin açıcı yazısında atıfta bulunduğu Necatigil’in “odanın karanlığındaki bireyin dağlardaki ateşleri düşündükçe karanlıktan korkmaması” benzetmesinde olduğu gibi. Penceresiz odalarımızın karanlığa yol açan duvarlarını ören devletse, yapıyı tasarlayanlar kimlerdir? Tasarıda katkımız olacak mıdır? (Böyle sorunca da peş peşe affedersiniz Bahçeli konuşur gibi oldu.)

Bir başka değerli kalem Uğur Vardan’ın anımsatmasıyla dağlarda yanan o ateşlerin peşinden giden bir nevi anti-kahraman “Jeremiah Johnson” (yön. Sydney Pollack, 1972 yapımı, başrol Robert........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play