We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ziraat Bankası’nı kamusallaştırmak

50 29 0
11.06.2021

Devlet bankaları Türkiye’nin gündeminde üst sıralarda yer almaya devam ediyorlar. Yıllardır devam eden yapısal krizin sorunlarının yönetilmesi ve ertelenmesinde işe koşulan bu bankalar aynı zamanda kamuoyundan gizlenen çeşitli döviz işlemleri ve kredi temininde kullanıldılar. Son bir haftada ise bizzat kendisi mevcut düzen tarafından palazlandırılmış bir mafya mensubunun iddiaları sonrasında Demirören Holding’in Ziraat Bankası’ndan kullanmış olduğu kredi tartışılmaya başlandı.

Salgın döneminin ağır yükü halen omuzlardayken, özellikle hizmet sektöründe çalışanlar, çiftçi ve esnaf bu kadar borçlandırılmışken devlet bankalarının çeşitli işlemlerinin daha fazla dikkat çekmesi olağan. Ziraat’in görevi bilindiği üzere Demirören Holding ve benzerlerine kredi vermek değil, ancak kaynaklarının esas bölümü uzunca bir süredir bu tarz işlemlere ayrılıyor. Bugün Ziraat’in ihtisas alanındaki krediler artık toplamın sadece yüzde 14’ünü oluşturuyor. Ne oldu da Ziraat bu hale düştü ve ne yapılabilir, hatırlayalım.

Ziraat Bankası’nın esas amacı on yıllar boyunca çiftçileri, küçük ve orta ölçekli tarım işletmelerini desteklemekti. Fakat planlama döneminde dahi, plan gereğinde kendisine tevdi edilecek diğer işleri üstlenmekle yükümlü kılınmıştı. 1980’lerle birlikte bankanın “toplumsal amacı” giderek daha fazla erozyona uğrarken, uygun koşullarda kredi teminiyle tarım sektörünü destekleme perspektifinden uzaklaşıldı. 1990’lardaki kredi politikası bu konuda şüpheye yer bırakmıyor. Banka 2000 yılında anonim şirkete dönüştürüldü, mevduat bankalarının yapabilecekleri her türlü işlemi yapabileceği tekrarlandı. 2001 krizi sonrasındaki yapılandırma sırasında diğer devlet bankalarında olduğu üzere kâr amacı öne çıkartılmış bir finansal kuruluş hüviyeti kazandı, diğer devlet bankaları gibi Ziraat de yüksek kârlar kaydetmeye başladı.

AKP kurmaylarının öncelikli hedefi devlet bankalarını özelleştirmekti, ancak atılan adımlar (kısmi hisse satışları) 2008-09 krizi sırasında sekteye uğradı. Aynı dönemde bu bankaların çevrim karşıtı kredi temininde kullanımının ne kadar etkili olduğu yine bizzat iktidar bloku içinde daha net görüldü. 2010 yılında hisse satış işlemlerine ilişkin süre 2015’e kadar uzatıldı, ancak bu son uzatma idi. Çünkü aynı dönemde devlet bankalarını özelleştirme planı rafa kalktı.

Sonraki on yılda yaşananlar bu kuruluşların her türlü kilidi açmak için kullanıldıklarının söylemeye izin veriyor. Bu bankalar büyük ölçekli altyapı yatırımlarında sermaye gruplarına kredi temin edilmesinden, çeşitli “havuz” problemlerinin çözülmesine, Türk Lirası’nın değer kaybını engellemek için gelen faiz artışlarını takiben kredi piyasasının canlandırılmasından, bilanço dışı politika yapımının bir parçası olarak AKP’nin döviz piyasasına müdahalelerine kadar birçok alanda kullanıldılar, kullanılmaya devam ediyorlar.

2015 sonrasında İslami finansal derinleşme için devlet bankaları kurulması ya da 2017’de........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play