We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Rejime taç takılacak mı?

40 36 19
05.02.2021

Erdoğan yönetimi açısından sindirilmesi zor bir darbe anlamına gelen 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde, kendi ifadesiyle “kampanyayı yönetmiş” bir siyasi danışman Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum rektör ataması sonrasındaki gösteriler yaygınlaşırken bir tweet attı. Çok dikkat sarf etmek gerekmeyebilirdi, fakat söz konusu “spin doctor” aynı zamanda Türkiye’nin kitle desteği açısından en büyük ikinci partisinin genel başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’nu, o noktaya taşıyan kampanyalardan birisini de yönetmiş bulunduğu ve canı burnunda bir kitleye doğrudan seslendiği için kulak kabartmak gerekti.

Bu tweeti aşağıda aktarıyorum:

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki olaylarla yapılmak istenen yeni bir toplumsal çatışma çıkarmak. Amaç popülist iktidar bileşenlerinin yüzde 40 seviyesine gerilemiş olan seçmen desteğini bu çatışmayla tahkim etmek, mümkün olursa muhalefet blokunu bölmek ve ardından erken seçim.

Türkiye siyasetinin yeni ABC’si kılındı bu iki cümleyi yazdıran perspektif. Burada CHP’den örnek veriyor olsam da tek bir partideki bazı danışmanlar ve tepe kadrolarla sınırlı olmayan bir bakıştan bahsediyorum. Rasyonelmiş gibi dursa da akla izana sığmayan bir anlayıştan. Açıklayayım.

Her gün eylem yapan akademisyenleri saymazsak çoğunluğu 20-25 yaşlarında olan gençlerin direngen tavrını nötr olmaya gayretli bir dille edilginleştiren bu uyanık tavır aynı zamanda öğretmen edasıyla konuya yaklaşıyor. Bir toplumsal çatışmanın birilerinin istediği şekilde istediği zaman çıkabileceği iması taşıyan ve daha önce bunun yapıldığını söyleyen cümleler nihai amacın seçmen desteğini tahkim olduğunu bize öğretmeye kalkıyor. Seçmen desteği tahkimatı bir çatışma ile gerçekleşebilir olsaydı, danışmanların her gün kontrol ettiği anketlerin, yaklaşık bir yıldır yüzde 40 civarında gösterdiği bu desteği çoğaltmak için neden bu anın beklendiğini sormak gerekiyor.

“Bak yavrum” perspektifinin verdiği yanıt için tekrar yukarıdaki tweet’e uzanalım. Zaten mesaj değil Türkiye siyaseti ansiklopedisi mübarek: “Çatışma muhalefeti bölecek, sonrasında erken seçim gelecek.”

Aynı tavrı belediye başkanından parti genel başkanına çok sayıda siyasetçiden birkaç gün zarfında duyduğumuz için üzerinde durmak gerek.

Ankete dayalı, tercihleri verili kabul eden, ortalamacı bir siyasi dil bilhassa son 3 yılda Türkiye’de tahakkümünü pekiştirdi. Verdiği onlarca zarardan birisi zulmü teşhir etmeye kalkarken aynı anda Türkiye’de siyaseti prosedürel demokrasi varmışçasına tartışmak. Ortalamaya, sağduyuya seslenecek bir dilin, seçmenlerin büyük çoğunluğunu kendine çekebileceğini iddia eden bu indirgemeci yaklaşım siyasetin has unsuru örgütlenmeyi ve kolektif tavır ile dert anlatmayı ikincilleştiriyor. Sonuçta insanlar yaka paça gözaltına alındığında kitlesel muhalefet partilerinin örgütlerinin değil bazı milletvekillerinin eylemlere iştirak ettiği, çünkü zaten örgütün kıpırdayamadığı bir siyasi zemin pekişiyor.

En tepeden gelen sağduyu çağrısı, Türkiye’de siyaseti, aralıklarla çağrıldığımız yoklamalara katılmaya indirgiyor. Ancak burada da iki ölümcül hata yapılıyor:

Bunlardan birincisi Türkiye’de yeni rejimin karakterinin anlaşılmamasıyla ilgili. Tasvir için otoriter ve plebisiter yanı sıra başka sıfatların kullanılması gerektiği de aşikar (isterseniz istibdat........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play