We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bitmeyen kriz ve Merkez Bankası tartışması

48 29 17
02.04.2021

Erdoğan yönetiminin 2021 planı kısaca üç ayaktan oluşuyordu. İlki, enflasyon oranından dikkate değer miktarda yüksek politika faizi belirlenmesi ve enflasyonda düşüş emarelerinin görüleceği bahar sonu, yaz başına kadar yüksek faize katlanılması. İkinci unsur, yüksek faizin yaratacağı arka plandan faydalanılması ve ters para ikamesinin gerçekleşmesi. Eklemek gerekir ki bu kısım, Merkez Bankası'nın ya da politika yapıcıların doğrudan müdahalede bulunabileceği bir kalem değildi. Daha ziyade koşulları hazırlayarak, gerekli itkiyi sağlayarak ters para ikamesinin gerçekleşmesini sağlayacaklardı. Güvendikleri sermaye girişleri işi kolaylaştıracaktı. Üçüncü ve son unsur da resmi tamamlayacak bir yatırımcı demokrasisi mesaisini şart kılıyordu: Hem IMF ve benzeri kuruluşlara selam durarak kamu harcamalarının kontrol altında olduğunun beyanı, hem de iş kurma kolaylığından teşvik politikasına kadar her alanda yatırımcı isteklerinin karşılanacağı bir programın ve eylem takviminin açıklanması.

Görülebileceği üzere 2021 planının ikinci ayağında işler şubatta sarpa sarmaya başladı. Ortada dolardan liraya geçiş sürecinin başladığına dair bir bilgi yoktu. Hatta enflasyon oranı ve küresel finansal koşullar faizin tekrar yükseltilmesini şart koşabilirdi. ABD ekonomisinde toparlanma beklentileri FED’in politikasında bir değişikliğe yol açmamışsa da ABD’de faiz artışı yanı sıra varlık alım programında sınırlama fiyatlanıyordu (Taperless tantrum). ABD tahvili getirisindeki artış, başka ifadeyle Birleşik Devletler’de enflasyon beklentisi nedeniyle tahvil fiyatlarında düşüş, tahvil tutanların kayba uğraması ve fakat bu borçlanma aracının getirisinin artması, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerin para birimlerinde değer kayıplarını tetikledi.

Ağbal plana sadık kalarak, piyasa beklentisini karşılamaya soyundu ve sonuç 200 baz puanlık faiz artışı oldu.

Planı akamete uğratan şey bu olmasa da ekonomi reformlarının tanıtımı işleri Erdoğan yönetimi açısından kolaylaştırmadı. Ancak Merkez Bankası başkanı 19 Mart’ta görevden alınmamış olsa bu boş listenin üzerinden türetilen coşku bir süre korunabilirdi.

Merkez Bankası’nda tepe kadroların bir kısmının değişmesi ile operasyonel bağımsızlığını kabaca 6 ila 7 yıldır kaybetmiş olan bankanın işlemleri üzerinden süregiden üç ana tartışma konusu mevcut: Hasarın büyüklüğü, Ağbal’ın neden görevden alındığı ve ne yapılması gerektiği. Bu tartışmaları kısaca toparlamak, toz duman dinmemiş olsa da önümüzü görmemize yardımcı olabilir.

İlk problem, arka planını bilmediğimiz görevden almanın ve onu takip eden kur krizinin getirdiği toplam maliyet. Türkiye her kur krizi yaşadığında döviz cinsi borç stoku rekor seviyeye ulaşmış Hazine’nin üzerindeki yük artıyor. Döviz cinsi borç stokunu dikkate alarak Hazine’ye gelen ekstra yükün 134 milyar TL civarında olduğunu tahmin ediyorum. Bu miktar 2021 yılı bütçe gelirleri beklentisinin yüzde 10’una tekabül ediyor.

Son kur krizinin şirketler kesimi üzerinde borç yükünü artırdığını biliyoruz, ancak bu özel borçları toplayarak “milletin borcu” olarak sunmayı politik bakımdan sıkıntılı buluyorum. Finansal kesim dışındaki........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play