We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bahçeli’nin fermanı ve kahraman katillerin tarlası

61 146 0
23.06.2021

Ultra milliyetçiliğin başbuğu, MHP lideri Devlet Bahçeli dün, yani 22 Haziran 2021’de hem bir cinayetin aydınlanmasını sağladı, hem de yenileri için ferman verdi. Ona göre İzmir’de HDP binasında katledilen Deniz Poyraz, dağa götürmek için militan toplayan bir milisti, yani katil Onur Gencer’in kurşunları sıkarken taşıdığı motivasyon devlet (Hem Bahçeli olan hem de bildiğimiz devlet) nezdinde yerden göğe haklıydı. Katilin, “Kimseye zarar vermedim, beni bırakın” lafıyla Bahçeli’nin nutku tamamen örtüşüyor; bu bakış açısına göre “devlet”in ideolojik şemalarına uymayan kişiler, birer hukuki kişi değildir, onları öldüren insan öldürmüş gibi olmaz. Hizmet etmiş olur.

Bu anlayışı çeşitli yönleriyle ele almak mümkün, ben bu yazıda aynı zamanda Sedat Peker vesilesiyle tartıştığımız meselenin biraz köklerine bakmak istiyorum.

"Kuşçubaşı Eşref'i bilir misin (…) doktor Bahattin Şakirleri bilir misin? Gel hepsinin hayatını sana aylarca anlatayım. Zenci Musa’nın da. Dava adamı.”

Bu lafları Sedat Peker, giriştiği gayrinizami tripodlu ifşa savaşındaki altıncı videoda Süleyman Soylu’ya hitaben söylemişti. Böylece doktor Bahattin ve Eşref’i kendi şeceresine yerleştirip, Soylu’nun “dava adamlığı”nın dışında bir yerlerde konumlandığına inanmamızı istiyordu. Soylu’nun “güvenlik konusunda tek bir makale dahi okumadan İçişleri Bakanlığı görevini kabul ettiğini” açıklaması buna bir tür cevaptı, o da işin esasının bilgide, görgüde, tecrübede değil bizzat kendi özünde taşıdığı bir kıymette yattığına inanmamızı istiyordu. Bu tuhaf asimetrik kavgada “pis” ve “temiz” kelimelerine bir tür ahlaki hijyen seti de eşlik ediyor. Peker bir yandan “pis” lafına çok alınmış gibi yaptı, öte yandan “pis”liği bilgisinin bir kaynağı olarak sunmayı ihmal etmedi. Öyle ya o (pis kişi) “bilmeyecek de cami imamı mı bilecek” bu (pis) işleri? Reddettiği “pis”lik kişisel pisliği, ama kabul ettiği “pis”lik ise devlet ile bağlantılı karanlık işlerin pisliği.

Bu ikinci anlamıyla “pis” lafı, Sedat Peker’in adını andığı (Sedat Peker’den önce bu ifşa işlerini neredeyse meslek edinmiş) Kuşçubaşı Eşref’in de benzer biçimde başvurduğu bir laf. Eşref, tarihçi Ziya Şakir’e yolladığı mektuplardan birinde, tarihçiye “komitecilik hayatından ve pisliklerinden malumat” vermeyi vaat eder. (Eşref/Kuşçubaşı’nın Alternatif Biyografisi, Polat Safi, Kronik Yayınları, Ekim 2020)

Eşref’in bahsettiği bu “pislikler” (Peker gibi) kendi hayatının içinde yüzdüğü pislikleridir. Bir gayrimeşru kişidir o da, kanun kaçağı, komitacı, çete, gaspçı, soyguncu ve fakat aynı zamanda bir tür “kahraman”dır, İtalya’ya karşı savaşta, Balkan savaşlarında, Birinci Dünya Savaşı’nın değişik yerlerinde, 1915 karanlığında ve savaş bitince Ankara hükümeti emrinde görevler yapmıştır. Çoğu zaman çeteciliği, soygunculuğu, gaspçılığı ayrı, kahramanlığı ayrı da değildir, yüzünün bir yarısında negatif diğer yarısında pozitif sıfatlar aynı anda yer alır. Cumhuriyet kurulduğunda kovulmuşlardan olsa da ömrünün sonuna kadar kahramanlıklarının, hizmetlerinin, erdemlerinin ne kadar yüce olduğuna herkesi inandırmak için “onbinlerce sayfa” yazmıştır; bütün gayreti, “gayrinizami harp”çiliğindeki eşsiz başarılarının (paşa gönlünün soygunları, yani çöktüğü mallar dahil) kabulü, yani iade-i itibardır. Bahattin Şakir’in ise böyle ayrıntı suçları yoktur, İttihat Terakki’nin “sivil” kanadının önemli siyasetçisi olarak, 1915’in sorumlusudur: 1915’te Ermenilerin yok edilmesini kahramanlık olarak görenler için elbette saygın ecdat listesinin Talat ve Enver paşalardan sonraki sıralarındadır, soykırım olarak görenler için de (Halide Edip Adıvar’ın tanımıyla) bir kasap, bir kanlı katildir. Peker elbette bu isimleri anarken “kahraman”lık anlatılarına atıfta bulunuyordu, diğerleri ya hizmet ya da hizmet için gerekli ufak tefek suçlardır en fazla, işin ödülü gibi.

Türkiye’de türlü çeşit şekillerde devlet hizmetinde de bulunmuş eşkıya ve çete (sonradan ilave olan mafya) gibi gayrimeşru ve gayrinizami yapıların bugüne kadar hep canlı kalan “kahramanlık” iddialarının temeli Osmanlı’nın son ve cumhuriyetin ilk yıllarında atılır. Bu figürlerin bazılarının edebiyatta (popüler tarihçilik de dahil) “eşkıya romantizmi”ne de yol açacak biçimde “topluma yakın” ya da “toplumdan yana”........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play