We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sizin derdiniz nedir? Tam da ekonomi uçarken...

54 8 17
17.09.2020
Şimdi ne olacak? Hiç bitmeyen “yeni” ekonomik programlara bir yenisi daha eklenip içi boş “reform” programlarıyla mı yola devam edilecek? Hiç sanmam. Thomas L. Friedman’ın uyarısını unutmamak lazım. Moody’s’in kredi notu bazen bombadan da tahripkâr olabilir…

Geçtiğimiz haftanın “nahoş” gelişmelerinden biri önde gelen uluslararası kredilendirme kuruluşlarından Moody’s’in Türkiye’nin kredi notunu düşürmesi oldu. Ekonominin tam da “uçuşa” geçtiği bir dönemde Moody’s’ in bu açıklaması yedi düvelle savaşan iktidar açısından hiç de hoş olmadı.

Elbette Moody’s ve benzeri kuruluşları tarafsız, objektif kurumlar gibi değerlendirmiyorum. Karneleri çok kirli; 2001 Enron iflası, 2002 WorldCom skandalı, konut balonu ve Lehman Brothers iflası, bu kurumların güvenilirliği hakkındaki kuşkuyu haklı çıkardı. Zamane Keynesyeni Paul Krugman bu kurumların yarattığı “sistemik çöküntü” hakkında (ahlaki tehlike, asimetrik enformasyon gibi kavram setleri eşliğinde) sayfalar dolusu yazdı.

Bugün dünyada 150’ye yakın küresel ve yerel düzeyde kredi derecelendirme şirketi bulunuyor. Ama Moody’s, Standard&Poor’s ve Fitch’in oluşturduğu üçlü, finans sermayenin hâkim ve yönlendirici kredilendirme kuruluşları olarak işlev görüyorlar. Üçlünün küresel piyasalardaki payları Moody’s ve S&P’nin yüzde 40 ve Fitch’in yüzde 15 olarak dağılıyor. Gelirlerinin önemli bir kısmını ABD ve merkez ekonomilerdeki faaliyetleri oluştursa da 1990’lı yıllarda başlayan küresel finansallaşma süreciyle çevre ekonomilerdeki kamu borç tahvilleri de üçlü için giderek önemli bir portföy oluşturuyor.

Üçlü arasında sadece Moody’s holding içinde bir iştirak değil de bağımsız bir şirket konumunda ve verilerine ulaşılabiliniyor. Küresel düzeydeki büyüklüğünü anlamak için gelirlerine ve çalıştırdığı kişi sayısına bakmak yeterli. 2008 yılında (küresel finansal kriz) toplam geliri 1,8 milyar dolar ve çalışan sayısı 3 bin 900 kişi olan şirketin büyüklüğü 2019 yılında 11 bin kişilik bir çalışan ordusu ve 4,8 milyar dolarlık geliriyle neredeyse üçe katlanmış durumda.

Üçlünün tarihi 20’nci yüzyılın başına, ABD’deki borsacılık sisteminin gelişimine uzanıyor. Başlangıçta borsa yatırımcılarına ücret karşılığı bilgi satan şirketler olarak işlev gören üçlü zamanla ABD finansal sisteminin organik parçası haline dönüşüyor. Öykü uzun ama zaman içinde ABD Menkul Kıymet ve Takas Komitesi’nin yaptığı düzenlemelerle “ulusal olarak kabul gören istatistiksel derecelendirme organizasyonları” olarak ayrıcalıklı haklara sahip olduklarını belirtmek, bu yapılar ile ABD devleti ve finans sermaye arasındaki bağı anlamamız açısında yeterli olacaktır.

Bu kurumların yapılarındaki en önemli dönüşümlerden biri “hizmet-gelir” modellerinde 1970’lerin sonunda yaygınlaşmaya başlayan “tahvil çıkaran öder” (issuer pay) modeline geçişle başlıyor. Böylelikle bağımsız denetleme kurumları olarak kabul edilen üçlünün ücret karşılığı kurduğu ilişkinin yarattığı “ahlaki tehlikeye” de zemin hazırlanmış olduğu açık. Yani spekülasyon eğilimini düzenleyeceği beklenen bu kurumların bizatihi yaşanan krizlerin bir parçası olabildikleri artık biliniyor. Ama oyunun kuralı bu, finans sermaye spekülasyonla beslenir…

New York Times yazarı (üç kez Pulitzer Ödülü kazanan) Thomas L. Friedman’ın 1996’da PBS New Hour’da yaptığı konuşmasındaki tespitine kulak verelim. Friedman şöyle söylüyor: “Bugün dünyada iki süper güç var. Birleşik Devletler ve Moody’s. Birleşik Devletler sizi bombayla, Moody’s ise tahvillerinizin fiyatını düşürerek mahvedebilir. Ve inanın bana bazen hangisinin daha güçlü olduğu belli değildir.”

Ne kadar açık değil mi? Fiili şiddet ve finansal şiddet kapitalizmin iki önemli silahıdır ve emperyalizm ancak bu silahların varlığında dünya halkları üzerinde........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play