Nasılız?
Nasılsın diye soruyorum kendime. Sorunun içeriğindeki özne ben ama aslında özne hepimiziz. Çünkü nasılsak ben de öyleyim. Çünkü düşünüyorum çünkü sadece yiyip, içen, yatan, kalkan robot veya hayvan değilim. Bir ruh taşıyorum bir topluluğa aitim. Yalnız değilim. Kendi başıma iyi olmam her şeyi çözer mi? Tek başına ben iyiyim zaten derken gerçekten de iyi miyimdir? İşte düşünmeyen insan gerçekten “iyi” olabilir. Ama bu nasıl bir iyi olma halidir? Nasılsın diye sorduğumuzda verilen iyiyim cevabı gibi bir iyidir bu. Bu iyi olma hali soyutlanmış, temas etmeyen, içselleşmeyen yüzeyde kalan geçiştirilen bir “iyi”dir. Biz buna iyi diyemeyiz. İşte toplum da böyle iyi. Sadece iyi.
HÂL
Herkes bir zırh giyinmiş sanki. Göz göze gelmemeye özen gösterilen bir hâl var. Göz göze gelmekten korkan bir hâl bu. Çünkü insan bir diğerinin gözlerinde kendini görür. Bu aynaya bakmak gibi değildir bu duvara çarpmak gibidir. Çünkü karşındakine merhaba dediğinde o da sana merhaba derse devamını getirememekten korkulan bir hâl bu. Günümüzde bu hâldeyiz. Korkuyoruz duvara çarpıp yara almaktan. Hep etrafından dolaşıyoruz merhabaların, nasılsın demelerin. Bir başkasının yarasına sahip olmaktan çekiniyoruz. Oysa hepimiz aynıyız aslında hepimiz veya hadi çoğumuz diyelim benzer yaraları taşıyoruz. Tek fark yaralarını fark eden ve etmeyenler arasındadır. Cesaret ister yaramızı kabullenmek ve oradan tekrar budanıp, budaklanıp yeşermek.
BİRBİRİMİZİ ANLAMAK
Bir milleti millet yapan dil birliğidir. Ama aynı gönül dilini konuşamıyorsak, donuk gözlerle etrafa bakıyorsak ortak dili konuşmak birbirimizi anlamak için yeterli midir? Türküleri sevmiyorsak aynı dili konuşsak da birbirimiz anlar mıyız? Kalpten kalplere köprü kuramazsak aynı dili konuşsak işe yarar mı? Ama en çok da çocuklarımıza ve gençlerimize anladığımızı hissettirmezsek aynı topraklarda yaşamanın aynı bayrak altında olmanın ileride bir anlamı olacak mı? Anlamak anlamaya çalışmak büyük bir sorumluluktur. İnsan neden vardır ve neden yaşar? Tüm bunların cevabı “anlam” arayışının içindeki çabadadır. Bizi iyi olmaya götürecek olan tüm bu çabadır.
KİMİ ANLAMAYA ÇABALAMALIYIZ?
Bu sorunun cevabı şu; herkesi anlamaya çalış ama seni suistimal edecek olanları da anla ve mesafeni koy. Hep dediğim gibi denge her şeyde esastır. Bugün ise herkes sadece ben anlaşılayım istiyor. Karşı tarafı anlamadan anlaşılmak istiyor. Ben üzerinden giden bir anlamak dayatılıyor. Bunun dini, mezhebi de yok. Herkes herkesi kendine tehdit olarak görüyor. Bilhassa son yıllarda dijital ortamda herkes kendine bir anlam bulmaya çalışıyor. Ama gittikçe de daha fazla anlamsızlığa batıyoruz. Birbirimize neredeyse yemeğe, komşuluğa gitmez olduk. Ramazan ayında bile dışarıda yemeğe gidiliyor. Kimse evde bir şey hazırlayıp uğraşmak istemiyor. Ya da arkadaşlar görüşecekse dışarıda bir yerde buluşuyorlar. Neden? Herkes o kadar yoğun ki; birbirini anlayacak vakti yok. Nasılsın sorusunu lafı güzaf olmaktan çıkarmalıyız vesselam.
Çin’den Türklere şarkı yasağı
Çin bir başka şekilde asimilasyon yapıyor. Resmen Doğu Türkistan’da Türklere soykırım uygulanıyor. Bunu belki bombalarla yıkarak yakarak yapmıyor ama Türkleri eğitim kampları adı altında bir tür Çinlileştirmeye tabii tutuyor. Bombalayarak yok etme yerine nüfusu daha sonra kullanacak şeklide kendine göre asimile ediyor. Yetişkinleri bugün asimile edemese bile çocukları daha kolay asimile edeceği için bunda başarılı olacağını düşünüyor. İşin mantıklı tarafına bakarsak bu böyle. Ama Allah’ın planı nasıl olur bilemeyiz. Bu asimilasyon çerçevesinde şimdi de bazı halk Türkülerini yasaklamış. Bu türküleri, ezgiler gözaltı riski taşıyan şarkılardan bazıları şunlar; • Besh Pede (Uygur Halk Türküsü) • Es-selamu Aleykum (Uygur Halk Türküsü) • Eve Dönüş Yolu Yok - Abdülkadir Celaleddin • Atalar - Abdürehim Heyit
Bizde de Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk müziğini radyolardan yayınlanması yasaklanmıştı. Çünkü müzik güçlü bir kültür aktarıcısıdır. Kültürü unutturmanın, yerine dejenere edecek başka tür müzikler koymanın en iyi yolu yok saymaktır.
Artı
İyilikleri afişe edelim
Mahallede bir çocuğun trafiği durdurup ambulansa yol açması ile ilgili bir video izledim. Arkasından gece yarısı manavdan meyve alan iki çocuğun parayı kameraya göstererek tezgâh örtüsünün altına koymalarını da izledim. Belki sizler de izlediniz. Ahlaklı, yüreği temiz Allah korkusu olan namuslu çocuklar var. Hatta onlar çoğunlukta. Çocuklarımızı iyi örnekler üzerinden gösterelim ki iyilik, güzellik, doğruluk çoğalsın. Kötüleri afişe etmeyelim.
Eksi
Haftalık banyo
Haftada bir yüzme havuzuna gidiyorum boynumdaki fıtıkları yok etmek için. Havuz sonrası hızlı duş alıp, giyinip çıkmak eve dönmek benim gibi kafası yoğun olanlar için bir zamanlama işi. O yüzden havuz sonrası duş sırasına girmek gerekiyor. Ancak bir hanım vardı ki herhalde en az 20 dakika boyunca duştan çıkmadı. Sadece klorlu sudan arınıp bir şampuanlanıp çıkmak suyu fazla harcamamak gerekiyor. Sonuçta su kıtlığı var. İsraf haram ve elbette haftalık banyomuzu belediyenin duşunda yapmıyoruz. Dikkat etmeliyiz toplum olarak birlikte yaptığımız işlere.
Nereye bakıyor insanlık?
İnsanlık kafatası yığını, içi boş, üfürsen uçacak akıl. Kimi sağa kimi sola yalpalanır kimi dengesini bulmak için iki ayak üstünde sarsılır. Gelip geçti nicesi........
