Tevhidi sanat
Varlığın özündeki o mukaddes nizamı derunî bir nazarla temaşa ettiğimizde, karşımıza çıkan manzara tesadüfi bir estetik değil, bizzat Tevhid'in tecellisidir. Gözün gördüğü, gönlün hissettiği her güzellik, aslında "Bir" olanın sonsuz sıfatlarından süzülüp gelen birer akistir; bu sebeple sanat, fani olanın değil, Bâki olanın izini sürme cehdidir.
Mutlak Güzelliğin Kaynağı Tevhittir. Sanatın ve estetiğin yegâne kaynağının, şeksiz ve şüphesiz Allah'ın varlığına ve birliğine (Vahdet) imandan geldiğini; dolayısıyla modern sanatın aksine, güzelliğin yaratıcıya ait olduğunu, böylelikle gurur ve kibirden arınmayı hedefler. İnsan, yaratılmışların en şereflisi olmasıyla (İnsanı Kamil) övünmeye değil, mutlak itaate, imana ve secdeye davet edilmiştir. Sanat, insanın bu kulluk sırrını idrak etmesinin bir aracı olmalıdır. Necip Fazıl’ın ifadesiyle: “Anladım işi sanat Allah’ı aramakmış / Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.”
Müslim’de kaydına rastladığımız bir hadisi şerifte: "Allah güzeldir ve güzeli sever" buyruluyor. Bu, evrendeki her şeyin Allah'ın sanatının eseri olduğunun en net ifadesidir. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” Bu söz üzerine bir adam, “İnsan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır!” deyince Resûlallah (sav), “Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise hakikati inkâr etmek ve insanları küçümsemektir” buyurmuştur.
Tevhidi düşünce dairesinde kalem oynatan veya fırça sallayan sanatçı, eserini bitirdiğinde altına imza atmaktan hayâ eden bir edep üzerine bina eder sanatını. Zira o bilir ki; eline kalemi verdiren, gönlüne o nakşı düşüren ve parmaklarına o mahareti bahşeden mutlak kudret sahibidir. Bu anlayışta sanat eseri, sanatçının şahsi dehasının bir kalesi değil, ilahi güzelliğin karşısında hiçliğinin bir itirafıdır.
Bu sanat anlayışı, Allah'ı tasvir etme (şirk) tehlikesinden kaçınma çabasıdır.........
