Konkordato: Yeniden yapılanma mı, borçtan kaçışın resmî kılıfı mı? |
2025 yılı, Türkiye ekonomisi açısından sadece makro göstergelerde değil, aynı zamanda şirketlerin mali reflekslerinde de kritik bir yıl oldu. Özellikle konkordato mekanizmasının sıkça kullanılması, bu kurumun borçtan kurtuluş reçetesi mi yoksa bir acziyet simgesi mi olduğunu yeniden sorgulatıyor.
2025 yılında Konkordato zırhına bürünüp bunu yasal avantaj olarak kullanmaya başlayan şirketleri sıklıkla duyuyoruz. Özellikle suistimal riski taşıyan konkordato talebinde bulunan firmaları bu talepleri mercek altında.
Şirketin vergi borcunu ödememek, Sosyal Güvenlik Primlerini ödememek, alacakları ödememek yapılan konkordato projeleriyle hayal sunmak, 23 aya varan kesin mühlet ile zaman kazanmak bu bir zor durum mu yoksa bir strateji mi?
Yasal koruma kalkanı altına girip geride şirket borçlarını ödemeyerek, şirketin vergisini, Sosyal Güvenlik Primini ödemeyerek birçok kişiyi mağdur etmek konkordatonun şirkete sağladığı bir konfor amacı olmamalı.
Özellikle 2024 sonrası dönemde konkordato başvurularındaki dramatik artış, bu mekanizmanın bazı şirketlerce yalnızca yasal bir koruma kalkanı olarak kullanılmaya başlandığını gösteriyor.
Bu yazımda, piyasada oluşan konkordato kaygısını ve konkordato ilan eden şirketlerin samimiyeti ve 2025 yılındaki konkordato başvurularını mercek altına alırken; artışın nedenlerini, suistimal risklerini, mahkemelerin yeni yaklaşımını ve konkordatonun işlevsel geleceğini analiz edeceğim.
Konkordato, teoride şirketlerin ödemelerini sürdürmelerini ve ekonomiye devam etmelerini sağlamak için geliştirilmiş bir yeniden yapılandırma mekanizmasıdır. Ancak pratikte “yeniden yapılandırma” ile “borçtan kaçış” arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor.
Süreç, yüksek hacimli alacaklılarla pazarlık ederek yeniden vadeler ve indirimler yaratmayı hedefler.
Fakat 2025’te görülen yoğun başvurular, bir çare arayışının ötesinde mali baskının yaygın bir stratejiye dönüştüğünü gösteriyor.
Bu eğilim, ekonomik büyümenin yavaşladığı bir dönemde finansal sürdürülebilirliğin yapısal olarak zayıfladığını ortaya koyuyor.
2025 boyunca konkordato taleplerindeki artış, sadece bireysel şirketlerin başarısızlık hikâyesi değildir. Aksine, bu tablo:
Faiz maliyetlerinin sürdürülemez seviyelere ulaşması,
Kredi erişim kısıtları,
Gelir–gider dengesinin........