Kaçış rampası

​İnsan en çok neden yorulur bilir miyiz? Kaderin ona biçtiği kederden değil, o kederi bir lekeymiş gibi gizlemeye çalışmaktan.

Modern hayat, tabiri caizse, bizi pili hiç bitmeyen birer saadet makinesine dönüştürdü.

Alnımıza "her şey yolunda" etiketini yapıştırıp, ruhumuzun dikişleri patlasa da o diktatör gülümsemeyi yüzümüzde taşımak zorunda bırakıldık.

Mutsuzluğun bir tür "arıza" sayıldığı, insanın acıdan, kederden, öfkeden ve gerçek insani zaaflardan arındırıldığı bu steril çağda, insan artık o en kadim mirasını yüksek sesle talep etmeli: Acı çekme hakkını geri istemeli.

MAKYAJLANMIŞ RUHLAR

​Zihnimizde taşıdığımız “gözetleme kulesi”, bizi kendi iç dünyamızın mültecisi haline getirdi.

İnsan mahrem bir yasın en koyu anında bile "şu an dışarıdan nasıl görünüyorum?" endişesiyle sarsılıyor.

Mutfakta hıçkırıklarını içine gömen birinin, saniyeler içinde ışığı ayarlayıp bir fincan kahve eşliğinde "huzur" karesi kurgulaması; bir başarı hikayesi değil, bir ruhun kendi cesedini makyajlaması.

Beden vitrinlerde sahte bir baharı müjdelerken, ruh o mutfağın zifiri karanlığında terk edilmiş oluyor.

Gece yastığa baş koyduğunda göğsüne çöken o fil ağırlığı, aslında........

© Gazete Damga