Gülümse Atina, kaydediyoruz! |
Diplomasi koridorlarında bugünlerde tuhaf bir koku var; biraz deniz tuzu, biraz barut, en çok da "yeni bir dönemin" keskin kokusu.
Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Miçotakis imzaları atarken, New York'ta Tufan Erhürman, BM’nin "tozlu dosyalarını" masadan aşağı itti.
Herkesin dilinde bir "bahar" türküsü... Peki, bu bir barış senfonisi mi, yoksa fırtına öncesi sessizlik mi?
MİÇOTAKİS’İN "ANKARA VALSİ"
Ankara’daki manzaraya bakarsak; Miçotakis’in yüzünde o meşhur "fırsat penceresi" tebessümü vardı.
Ama o pencerenin arkasında, Ege’de yüzde 60 azalan göçmen trafiğinin rahatlığı ve Türkiye’nin "Mavi Vatan" doktriniyle yüzleşmenin getirdiği o rasyonel kabulleniş saklıydı.
Miçotakis’in bu rahatlığı, aslında Ankara’nın çizdiği sınırların içindeki bir konfordur.
Miçotakis biliyor ki; Türkiye ile kavga etmek Atina için artık lüks değil, bir "beka" sorunudur.
Erdoğan’ın "Meseleler hukukla çözülür" cümlesi ise bir temenni değil; "Ege’de attığınız her adımın hesabını bu masada sorarız" diyen bir hamle.
ERHÜRMAN: BİZ BU FİLMİ DAHA ÖNCE İZLEDİK!
Tam Atina ile Ankara arasında pembe bulutlar gezinirken, KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman New York’ta masaya "bombayı" bıraktı.
Guterres’e sunulan 4 maddelik metodoloji, aslında Rum tarafının yıllardır süren "müzakerecilik tiyatrosu"nun perdesini indirdi:
"Ucu açık süreçlere karnımız tok"........