Asgari senaryodan küçük filoya: '3 arabamız var ama kullanmıyoruz!' |
Bazen gerçek kurgudan daha absürt, mizahın kendisinden daha trajikomik olabiliyor. Dünya edebiyatı; sefaleti ve mahrumiyeti anlatan binlerce sayfalık külliyatla doludur.
Ancak hiçbir klasik eser, insanın o amansız "yokluk içindeki varlık" paradoksunu bir konteyner penceresinden süzülen şu cümle kadar keskin anlatamamıştır: "Üç arabamız var ama kullanmıyoruz..."
Bu cümle; mantık yasalarının askıya alındığı, rasyonalitenin intihar ettiği bir eşik. Kapıda üç tane metal yığını, üç tane potansiyel özgürlük, üç tane servet nişanesi duracak; ama siz onları birer "bahçe cücesi" gibi sessizliğe mahkûm edip yoksulluğun o daracık konteynerına sığınacaksınız.
Bu bir yaşam mücadelesi değil, bir performans sanatıdır.
Marcel Duchamp’ın pisuvarı sanat eserine dönüştürmesi gibi, hanımefendi de kapıdaki üç arabayı "hiçliğe" dönüştürerek sosyolojik bir devrim yapıyor.
Olayın absürtlüğü, siyasetin havasıyla birleşince ortaya gerçeküstü bir tablo çıkıyor. Ana muhalefet liderinin karşısında, kucağında bir çocukla "ihtiyaç sahibi" maskesi kuşanmış bir anne...
Kalpler eriyor, kameralar zum yapıyor, siyasetin vicdan çarkları dönmeye başlıyor. Fakat arka planda, o kontağı çevrilmeyen........