​Korkma, devlet istikbali yazar!

​Şafak, bozkırın bağrını delerek ağarıyordu. Gökyüzü esaretin kara gölgesinden sıyrılırken ufukta beliren o mağrur silüet, asırlık uykudan uyanan iradenin nişanesiydi. Rüzgâr, asırların derinliğinden süzülüp gelen kutlu çağrıyı, bir kopuzun telinden dökülen sır gibi vakurca fısıldıyordu.

Dışarıdaki bu görkemli uyanış Gökbey’in ruhunda derin yankı bulmuş; tabiatın bu sessiz ihtişamı, onun içindeki fırtınaları daha da belirgin kılmıştı.

​Gökbey, zihnindeki karmaşayı dindirmek istercesine Bilge Gökşin’in huzuruna durdu. Bakışları, mermer bir sütuna düşen keskin gün ışığında takılı kaldı; sanki o ışık hüzmesi, zihnindeki karanlığı yarmaya ant içmiş bir hakikat kılıcıydı.

​— Korku nedir pirim? diye sordu Gökbey. Karanlık yolumuzu mu kesecek?

​Gökşin, asasını zamanın kalbine vurdu:

​— Korkma evlat! Korku, özünü unutanın zindanıdır. Tarih; sadece vakaların dökümü değildir, rüzgârın yönünü değiştiren dağ gibi iradelerin de hikâyesini yazar. Bazıları sadece günü kurtarır, bazıları ise asırları inşa eder. Karşında duran bu vakar; hem bugünün düğümlerini çözen mahir bir el hem de istikbalin güvencesi "devlet aklı"dır.

​— Bak ve gör! dedi Bilge, ufku işaret ederek. Zillettekiler nefesinin........

© Gazete Damga