We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Atölye Sohbetleri | Burcu Tuna Yosunlu: “Oyunculuk, bir ‘olma hali’dir”

3 1 0
28.02.2022

Sanatçı dostlarımla gerçekleştirdiğim söyleşileri dönem dönem bu köşede Atölye Sohbetleri adı altında sizinle paylaşacağım. Siz de bu değerli sanatçıları yakından tanımak ve keyifli sohbetlerimize eşlik etmek isterseniz Atölye Sohbetleri’ne bekleriz.

İlk atölye söyleşimizi beni kırmayan sevgili dostum Burcu Tuna Yosunlu ile yaptık. Umarım siz de okurken bizim kadar keyif alırsınız.

Birçoğunuz Burcu Tuna Yosunlu’yu yakından tanısanız da söyleşimize geçmeden önce kısaca kendisinden bahsederek hafızalarımızı tazelemek isterim.

1986 doğumlu Burcu Tuna Yosunlu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Ana Sanat Dalı bölümünden mezun olduktan sonra Kavak Yelleri, Muhteşem Yüzyıl, Eve Düşen Yıldırım, Sen Benimsin, Babam ve Ailesi, Siyah Beyaz Aşk ve Canevim gibi yapımlarda rol aldı. Aynı zamanda tiyatroda da birçok karaktere hayat verdi. Ayrıca Burcu Tuna Yosunlu, VY Atölye’de eşi Volkan Yosunlu ile beraber oyunculuk eğitimi vermekte ve oyuncu koçluğu yapmaktadır.

Neden oyunculuk? Bu kanına ilk nasıl girdi?

Canım Derya, öncelikle seninle bu sohbeti yapmak benim için çok kıymetli. Yıllardır var olan dostluğumuza güzel bir anı daha bırakıyoruz sayende, teşekkür ederim. Oyunculuk maceramdan önce aslında gönlümde doktor olmak vardı, ancak hayat bambaşka bir kesişmeyle yönümü değiştirdi. Kendimi bir arkadaşım vesilesiyle Ankara’daki bir tiyatroda, çocuk oyunu provası yaparken buldum. Sonrasında “Ben bu işi sevdim, okulunu okumak istiyorum.” diyerek, konservatuvar sınavlarına hazırlandım. Hacettepe Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi‘nin konservatuvar-oyunculuk bölümlerini kazandım. Oyunculuğun göbeği de İstanbul olunca, düşünmeden Mimar Sinan’ı tercih ederek başladım macerama.

Birçok karaktere hayat verdin. Peki, hangisi en çok sendi? Bir diğer deyişle, hayat verdiğin karakterlerden hangisi ile özdeşleşen yanların daha fazlaydı?

Aslında kendimden çok da uzak karakterlere denk gelmedim bugüne kadar oynadığım projelerde. Ilımlı, samimi, hoşgörülü, mantıklı, sevgi dolu, anlayışlı kadınlardı genel özellikleri itibariyle. Türkiye’de cast sistemi pek de risk almaya cesaret edemiyor ne yazık ki… Ben de bu örneklerden biriyim sanırım. (Gülümsüyor)

Canlandırmak istediğin ama içinde ukde olarak kalan bir karakter hiç oldu mu?

Tabii ki bir doktoru oynamak… Ama yol uzun, belli mi olur!

Senin için bir senaryodaki en önemli şey nedir? Hikâyesi, kurgusu mu yoksa karakterler ve diyaloglar mı? Ya da başka şeyler mi?

Kesinlikle hikâye. Bence oyunculuk gücünü göstermek, ortaya iyi bir performans ve iyi bir iş çıkarmak istiyorsanız, hikâyeniz sağlam olmalı. Çünkü karakterlerin tutarlılığı, merak unsurları, olay örgüsü sağlam değilse, sizin ne kadar iyi bir oyuncu olduğunuzun da pek bir önemi kalmıyor.

Oyunculuk ve yazarlık arasında ortak bulduğum noktalardan biri de empati gücüdür. Her zaman oyuncuların empati kabiliyetlerinin çok yüksek olduğunu düşünmüşümdür. Bu gerçekten böyle midir? Öyleyse eğer empati gücünü geliştiren oyunculuk mudur ya da tam tersi empati gücü yüksek insanların oyunculuğa eğilimi olması ihtimali mi yüksektir?

Aslında burada her ikisinin de olması mümkün. Neden olmasın ki? Bu, kişinin karakter özellikleriyle ilgili. Kendi özelimde cevap verirsem eğer; bence empati gücüm oynadıkça daha da gelişiyor. Çünkü her projede başka bir karakterin, başka bir hayatın yaşanmışlığı, deneyimi var. O yüzden her defasında........

© Gaia Dergi


Get it on Google Play