We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Mücadele eden, dayanışma içinde olan, yaşamak isteyen kadınlar

1 5 3
08.03.2021

Yazmaktan, anlatmaktan, maruz kalanlara destek olmak ve savunmaktan veya yaşananları, yazılanları ve anlatılanları aktarmak adına aracı olmaktan hiçbir sebepten dolayı vazgeçmeyeceğimizi belirterek başlamak istiyorum. Şiddetten kadına şiddete, feminizmden queer feminizme, toplumun kendisinden oluşa gelmiş toplumsal normlara, toplumsal homofobilere, tüm konular gündemimizden hiçbir zaman düşmeyecek. Çünkü şiddet, kadına şiddet, her türde homofobik eğilim içinde olma, dayatılan toplumsal cinsiyet rolleri ve etrafında oluşturulmak istenen normlar, politikalar, toplumsal “değerler” bütünü konuları bir birim dahi eksilmeksizin öfke ve şiddet dağları olarak gündemden hiç düşmeksizin artmaya devam ediyor. Fakat her şeye rağmen -öfke ve şiddet dağları küçülene ve tamamen yok olana kadar- vazgeçmeyeceğimiz mücadelemiz adına gökten düşen elmalar çoğalıyor. Gizem Çelik’ten Öldüren Erkek(lik)ler / Eşine Şiddet Uygulamış Cezaevindeki Erkekler, İlknur Yüksel – Kaptanoğlu’ndan Kişisel Olan Politiktir / Kadına Yönelik Eviçi Şiddet Verisi ve Politika, Özlem S. Işıl – Selma Değirmenci’den Yaşamı Örgütleyen Deneyimler / Kadınlar Dayanışma Ekonomilerini ve Kooperatifleri Tartışıyor.

Her bir kitabı ayrı ayrı ele alıp, kapsamlı incelemeler yazmak gerekiyor fakat birbirlerine öylesine büyük bir dayanışmayla, destekle temas eden kitaplar ki, onlarla ilgili hiçbir inceleme yazısı yazılmasa dahi o kadar değerliler ve tek başına ayakta durabilme muktedirliğine öylesine güçlü duygularla sahipler ki benim bu kitaplar üzerine yaptığım inceleme küçük bir katkı olarak karşılığını bulacak sadece.

Her bir kitabın ismi, içinde bulunduğumuz belirsizlikler ve netsizlikler dünyası dönemine; şiddet, kadına şiddet, erklik kavramı ve erkekliklerin tüm dünyayı kapsayan kaskatı hegemonik yapısına ne kadar uyuyor, öyle değil mi? Kitapların isimlerinde çakılıp kalamayız bu yüzden. Derinlerde, diplerde bulup çıkarmamız gereken, dünyada tek bir kadının dahi şiddete maruz kalmayacağı, erkek şiddeti ile öldürülmesinin tamamen ortadan kalkacağı günleri görene kadar okumaya devam etmeli, okuduklarımızı aktarmalı, paylaşmalı ve susmayarak, yazmaya devam etmeliyiz. “Erkeklik” meselesini kadın şiddeti ve cinayetleri üzerinden ele alan, bunu yaparken içeri (cezaevlerine) girmeye cesaret ederek, konuları cinayet işlemiş erkekler üzerinden tek tek analiz eden Öldüren Erkek(lik)ler kitabından başlayacağım. Çünkü kadına uyguladığı şiddeti, şiddet; işlediği cinayeti suç unsuru olarak görmeyen, öldürdüğü karısını ya da sevgilisini “aslında gerçekten çok sevdiğini” söyleyen erkeklerin oranı tahminlerimizi zorlayacak denli fazla. Ve tabii ki böylesine zor bir araştırmayı gerçekleştiren ve böylesine kapsamlı bir araştırmayı, kapsamlı bir kitaba dönüştürüp daha fazla insanla buluşturan Dr. Gizem Çelik (Evet, toplumsal cinsiyet ayrımı yapacağım şimdi, göğsümü gere gere) bir kadın. Neresinden ele alırsak alalım çok özel, özgün ve nitelikli bir araştırma kitabı ile karşı karşıyayız.

Dr. Gizem Çelik, “Ölümün donuk rengine uyum sağlamak zorunda kalmış tüm kadınlara…” ithafıyla açıyor kitabı. Bırakın kadın olmayı, insan olarak dağılmamak elde değil. Dr. Gizem Çelik’in, 2015 yılında Hacettepe Üniversite’si Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı’nda tamamladığı doktora tez çalışması çerçevesinde gerçekleştirdiği araştırmanın kitap olarak bizimle buluşması 2017 yılına dayanıyor. Öldüren Erkek(lik)ler kitabı erkeğin, erkek eliyle oluşturulan düzenin, yaratılan şiddetin, yürürlüğe giren yasaların, yürürlükte olsa bile uygulanmayan yasaların ve -günde 1000 kadın öldürülse de- erk düzen gayretiyle asla çıkmayacak olan yasalar kapsamında şiddetin, şiddetin aktörü/faili olan erkeklerin özelde kadına yönelttikleri şiddetin karanlık dehlizlerine girip en trajik gerçeği görünür kılmayı amaçlıyor. Bu amaç doğrultusunda Gizem Çelik sorunun en sıcak ve kaynayan noktası olan cezaevlerine giriyor ve kadın şiddeti dolayısıyla cinayet suçu işlemiş erkeklerle birebir görüşmeler gerçekleştiriyor. Erkek eliyle ortaya çıkan şiddeti, direkt merkezine girip, araştırarak ve kitapta dört bölüm başlığı üzerinden bizlere aktararak ele alan Gizem Çelik, Öldüren Erkek(lik)ler’de ataerkil toplum, yakınında cereyan eden “olağan” ve güncel felaketleri gözler önüne sermeyi amaçladığının altını çiziyor. Gizem Çelik’in birebir mahkumlarla gerçekleştirdiği diyaloglardan örneklerle aktardığı akıl almaz detayları okudukça kamu, toplum ve kişiler bazında gözler önüne serilmek istenen felaketin boyutları ayan beyan ortaya çıkıyor.

“Gündelik yaşamın her alanında ve insan etkileşiminin olduğu her ortamda varlığını hissettiren şiddet, farklı yoğunluk ve türlerde etkisini göstermektedir.” Kitabın ilk bölümü olan Şiddet ve Ötesi’nde Gizem Çelik’in şiddet üzerine genel bakış çerçevesinde yazdığı bu cümle dahi çok ürpertici iken, şiddete konu ne olursa olsun direkt maruz kalan kişilerin ve daha da önemlisi erkek/kadın karşılaştırmasında güç oranına baktığımızda şiddete maruz kalan kadın ve şiddet sonucunda öldürülen kadının durumunu buyurun beraber düşünelim. Korkunç! En eylemsiz ve edilgen insanın dahi harekete geçebileceği bir korkunçluktan bahsediyorum. Henüz kitabın Şiddet Sorunsalına Genel........

© Gaia Dergi


Get it on Google Play