menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gölgede Islık, Güneşte Vicdan: Türk Futbolunda Hakemin Hikâyesi

12 0
09.04.2026

Eduardo Galeano, Gölgede ve Güneşte Futbol’da futbolu ikiye ayırır: ışığın altındaki oyun ve gölgenin içindeki gerçek. Türkiye’de futbol, çoğu zaman gölgesini kendi üstüne düşürür. Ve o gölgede en çok kaybolan şey, hakemin vicdanıdır.

Bir zamanlar hakem dediğin, mahallede “en adil çocuk” olurdu. Tartışmaları o çözerdi, penaltıyı o verirdi, kavga edenleri o ayırırdı. Düdüğü yoktu belki ama sözü vardı. Şimdi düdük var, VAR var, kulaklık var… Ama sözün ağırlığı eskisi kadar yok.

Çünkü artık hakem, oyunun bir parçası değil; oyunun hedef tahtasıdır.

İstanbul’un üç büyük mabedinde-Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş-her düdük sesi bir tartışmanın başlangıcıdır. Tribünler karar vermez, hüküm verir. Hakem ise o hükmün sanığıdır.

Oysa hakem dediğin, oyunun görünmeyen dramaturgudur. Oyunu keser, başlatır, yön verir. Ama Türkiye’de hakem, oyunu yönetmez; oyunun içinde savrulur.

İslam Çupi olsaydı ne derdi?
Belki şöyle başlardı:

"Futbol bizde hiçbir zaman sadece futbol olmadı. Hakem de hiçbir zaman sadece hakem kalamadı."

Çünkü bizde düdük, bazen adaletin sesi değil; şüphenin yankısıdır.

Türk futbolunun hakemleri, iki ateş arasında kalmış askerler gibidir. Bir yanda kulüplerin baskısı, diğer yanda medyanın bitmek bilmeyen yargısı… Bir karar verirler; ertesi gün manşetlerde yargılanırlar. Oysa kimse sormaz:

Bir insan, her hafta binlerce kişinin öfkesine karşı ne kadar dayanabilir?

Galeano der ki: Futbol, en güzel halini sokakta bırakmıştır. Çünkü sokakta VAR yoktur, ama vicdan vardır.

Biz ise vicdanı teknolojiyle değiştirmeye çalışıyoruz. VAR odaları kurduk, çizgiler çizdik, milimetrik ofsaytlar bulduk… Ama adalet duygusunu kaybettik.

Çünkü adalet, kamerada değil; karakterdedir.

Bugün Türk futbolunda hakem olmak, yalnızlığa talip olmaktır. Düdüğü çaldığın anda herkes sana karşıdır. Doğru karar verdiğinde bile kimse hatırlamaz. Ama bir hata yaptığında, o hata senin kaderin olur.

O yüzden bizde hakemler büyümez, yıpranır. Gelişmez, korunmaya çalışılır.
Oysa hakemlik de bir sanattır. Ve sanat, özgürlük ister.

Hakemin gelişimi için önce ona güvenmek gerekir.
Sonra onu eğitmek.
Sonra da onu korumak.

Ama biz hep tersini yaptık:
Önce eleştirdik, sonra suçladık, en son da yalnız bıraktık.

Belki de sorun hakemlerde değil, oyuna bakışımızdadır.
Biz futbolu bir eğlence değil, bir hesaplaşma olarak görüyoruz.
Kazananın haklı, kaybedenin mağdur olduğu bir düzen kurduk.

Böyle bir düzende hakem, adalet dağıtamaz.
Sadece suçlu ilan edilir.

Galeano’nun gölgesinde şunu anlıyoruz:
Futbol, insanın aynasıdır.

Eğer oyunda adalet yoksa, hayatımızda da yoktur.
Eğer hakeme saygı yoksa, kurallara da yoktur.

Ve belki bir gün…
Bir çocuk yine topun peşinden koşarken, aralarında birini hakem seçerler.
O çocuk düdük çalmaz ama doğruyu söyler.
Kimse itiraz etmez.

İşte o gün, Türk futbolu yeniden güneşe çıkar.

Ama o güne kadar…
Biz gölgede tartışmaya, hakemi yargılamaya ve oyunun ruhunu unutmaya devam edeceğiz.


© Fotospor