Bir üniversiteyi yaşatmak, bir medeniyeti yaşatmaktır

Ben mi başka bir dünyada yaşıyorum bilmiyorum…

Ama bugünlerde üniversitelerle ilgili yaşanan tartışmalara bakınca insan ister istemez şunu düşünüyor:

Dünyanın gelişmiş ülkeleri üniversitelerini bir “milli servet” gibi korurken, biz neden onları bazen sıradan idari kurumlar gibi görüyoruz?

Çünkü mesele yalnızca bir üniversitenin hukuki statüsü ya da yönetim yapısı değil.

Mesele Türkiye’nin dünyaya verdiği zihinsel ve kurumsal güven mesajıdır.

Üniversiteler sadece kampüs değildir

Hala öğrenim yılı devam ederek faaliyetine üç satır bir kararname ile son verilen, öğrencileri başka bir üniversiteye devredilen İstanbul Bilgi Üniversitesi gibi kurumlar yalnızca bina, tabela veya diploma veren yerler değildir.

Onlar aynı zamanda bir ülkenin:
entelektüel sermayesi,
uluslararası vitrini,
yumuşak gücü,
akademik hafızasıdır.

1990’ların sonunda Bilgi Üniversitesi ortaya çıktığında Türkiye farklı bir ruh hâli içindeydi.

Daha dışa açık…
Daha özgüvenli…
Dünya ile daha entegre olmayı hedefleyen bir Türkiye vardı.

Bilgi yalnızca yeni bir üniversite olmadı.

Farklı düşüncelerin konuşulabildiği…
Uluslararası akademisyenlerin ders verdiği…
Sanatın, hukukun, iletişimin ve sosyal bilimlerin güçlü şekilde temsil edildiği yeni bir zihinsel alan yarattı.

Bugün dünyanın birçok yerinde Bilgi mezunlarına rastlıyorsunuz:
Londra’da…
Dubai’de…
Brüksel’de…
New York’ta…
Şanghay’da…

Bu yüzden mesele sadece bir kampüsün açık kalması değildir.

Sahiplerinden bağımsız olarak bir akademik markanın itibarıdır.

Dünyanın büyük devletleri üniversitelerini neden koruyor?

Bugün Avrupa’ya gidin…

University of Bologna yaklaşık bin yıllık.
University of Oxford neredeyse 900 yıldır ayakta.
University of Cambridge sekiz asrı........

© Forbes Türkiye