Karbonsuzlaşmanın yakıtı

Enerji sistemleri, tarih boyunca değişen ihtiyaçlar ve krizler doğrultusunda köklü dönüşümler yaşadı. Kömürden petrol ve doğalgaza geçiş, nükleer enerjinin yükselişi gibi kırılma anları, yalnızca enerji kaynaklarını değil, ekonomileri ve sanayiyi de yeniden şekillendirdi. Bugün ise fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara yönelen ve elektrifikasyonla hız kazanan yeni bir enerji çağının içindeyiz. İklim krizi, arz güvenliği kaygıları ve jeopolitik riskler, güneş ve rüzgâr gibi tükenmeyen kaynakları yalnızca çevresel bir tercih olmaktan çıkararak stratejik bir zorunluluk haline getirmiş durumda. Bu dönüşüm; enerji altyapılarından yatırım önceliklerine, teknoloji tercihlerinden politika setlerine kadar geniş bir alanda yeni bir denge arayışını beraberinde getiriyor.

Ancak her sektörün bu dönüşüme yalnızca elektrifikasyon yoluyla uyum sağlaması mümkün değil. Sivil havacılık, uzun mesafeli deniz taşımacılığı, ağır sanayi ve petrokimya gibi yüksek enerji yoğunluğuna sahip alanlar, karbonsuzlaşması en zor sektörler arasında yer alıyor. Bu alanlarda fosil yakıtlara olan bağımlılık hem teknik hem de ekonomik nedenlerle kısa vadede ortadan kaldırılamıyor. İşte bu noktada, biyoyakıtlar ve sentetik yakıtlar gibi yeni nesil yakıtlar devreye giriyor. Mevcut altyapılarla uyumlu olmaları, depolanabilir ve taşınabilir yapıları sayesinde bu yakıtlar, elektrifikasyonu tamamlayıcı ve geçişi hızlandırıcı bir rol üstleniyor.

Belem 4X etkisi

Küresel ölçekte yaşanan gelişmeler, yeni nesil yakıtların artık niş bir alan değil, enerji dönüşümünün merkezinde yer alan stratejik bir başlık haline geldiğini gösteriyor. Avrupa Birliği’nin zorunlu SAF düzenlemeleri, ABD’nin teşvik mekanizmaları ve birçok ülkenin temiz yakıt yatırımları bu değişimin somut göstergeleri. Türkiye açısından bakıldığında ise zengin biyokütle potansiyeli, gelişen rafineri altyapısı ve stratejik coğrafi konum, özellikle Sürdürülebilir Havacılık Yakıtları (SAF) gibi alanlarda önemli fırsatlar barındırıyor.

Küresel ölçekte sürdürülebilir yakıtların kullanımını hızlandırmayı amaçlayan Belem 4X İnisiyatifi, 2035’e kadar üretim ve tüketimin 2024 seviyesinin en az dört katına çıkarılmasını hedefliyor. COP30 öncesinde duyurulan ve konferans sırasında hükümetler, özel sektör ve sivil toplum temsilcilerinin katılımıyla genişletilen girişim; sıvı biyoyakıtlar, biyogaz, sentetik yakıtlar ile hidrojen ve türevlerini kapsıyor.

SAF’ta maliyet ve ölçek sınavı

Havacılık sektörü ise........

© Forbes Türkiye