menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Pusudaki Kötülük: Nuremberg (2025)

16 0
tuesday

James Vanderbilt’in 2025 yapımı Nuremberg filmi, tarihin en büyük yargılamalarından birini sadece hukuki bir süreç olarak değil, insan ruhunun derinliklerine inen karanlık bir keşif yolculuğu olarak ele alıyor. Film, özellikle Amerikalı psikiyatrist Douglas Kelley (Rami Malek) ve Nazi lideri Hermann Göring (Russell Crowe) arasındaki psikolojik satrancı odağına alarak, Hannah Arendt’in 1963’te Adolf Eichmann davası sırasında formüle ettiği “kötülüğün sıradanlığı” (banality of evil) kavramını yeniden tartışmaya açıyor. Arendt’in bu sarsıcı tezi, kötülüğün “şeytani” bir kaynaktan değil, sorgulama yetisini kaybetmiş, bürokratik düzene itaat eden ve eylemlerinin ahlaki sonuçlarını tahayyül edemeyen bireylerden doğduğunu savunur. Vanderbilt’in sinematografik dili, bu teorik zemini Göring’in hücresindeki klostrofobik atmosferle birleştirerek izleyiciyi “normal” olanın içindeki dehşetle yüzleştirir. Filmin kuramsal omurgasını oluşturan en çarpıcı sekanslar, hiç kuşkusuz Dr. Kelley’nin Göring’e uyguladığı Rorschach ve zekâ testleridir. Bu sahneler, geleneksel savaş filmlerinin aksiyonundan arındırılmış, tamamen zihinsel bir deşifre sürecine odaklanmıştır. Kelley, Göring’in mürekkep lekelerinde ne gördüğünü sorarken aslında bir “canavarın” anatomisini çıkarmayı ummaktadır. Ancak test sahnesinin detaylarında gizli olan gerçek, Kelley’nin beklediği patolojik sapkınlıktan çok daha korkutucudur. Göring, lekelerde karmaşık stratejik yapılar, estetik imgeler veya güç sembolleri görürken sergilediği yüksek entelektüel kapasite ile izleyiciyi bir ikileme sürükler: Eğer bu adam bir dahi ise ve akli melekeleri bu kadar yerindeyse, milyonlarca insanın ölümüne neden olan kararları nasıl bu kadar büyük bir soğukkanlılıkla verebilmiştir? Buradaki kırılma noktası, Göring’in Rorschach testindeki imgeleri yorumlarken duygu dünyasından tamamen kopuk, sadece form ve fonksiyon üzerinden konuşmasıdır. Bu, Arendt’in bahsettiği “düşüncesizlik” hâlinin tam bir tezahürüdür; yani başka birinin acısını hissetme veya kendi eyleminin ahlaki ağırlığını tartma yetisinin yokluğu. Test sahnesi boyunca kamera açıları, Kelley’nin giderek artan hayal kırıklığını ve Göring’in manipülatif özgüvenini vurgulamak için daralır; izleyici, kötülüğün bir “hastalık” değil, bir “tercih ve sistem içi uyum” olduğunu bu daralan çerçevede iliklerine kadar hisseder. Filmin anlatı yapısı, Dr. Kelley’nin kendi içsel çöküşünü Göring’in sarsılmaz “normalliği” üzerinden inşa eder. Kelley, karşısındaki adamın bir psikopat olduğunu kanıtlayıp dünyayı ve kendisini rahatlatmak isterken, Göring’in babacan tavırları, mizah anlayışı ve entelektüel derinliği........

© Film Hafızası