Vikki Bardot ile Dreamt by Another (2025) Üzerine Söyleşi
Türkiye’de Antalya Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali, Ayvalık Film Festivali, Boğaziçi Film Festivali, İzmir Kısa Film Festivali ve Kısa’dan Hisse gibi film festivallerinde gösterilen, yurt dışında Leiden, Cornwall, Girona, Bogura, Golden Knight Malta, Signes de Nuit ve CinemaZero gibi prestijli festivallerde seyirciyle buluşan Dreamt by Another / Bir Başkasının Rüyası (2025) isimli kısa filmin yönetmeni Gizem Avcıoğlu nam-ı diğer Vikki Bardot ile hem kariyeri hem de filmi hakkında söyleştik.
Avcıoğlu, asla Dreamt by Another ile sınırlandırılamayacak bir kariyere sahip. Kendisi ve eserleriyle ilgili tüm detayları söyleşide bulabilirsiniz.
Vikki Bardot adıyla uluslararası sergiler açan; 2023’te yapay zekâ tabanlı video-art koleksiyonları yayımlayan ve aynı yıl yapay zekâ ve sanat üzerine TEDx konuşması yapan bir sanatçı olarak üretimleriniz New York’tan Seul’e uzanan geniş bir dolaşıma girdi. Son koleksiyonunuz Formless, New York’taki Heft Gallery’de sergilendi. Sinema tarafında ise tamamen yapay zekâ ile üretilmiş ilk uzun metraj belgesel olan Post Truth’un (2025) ortak yapımcısı ve senaristi olarak da varlık gösteriyorsunuz. Bu yolculukta “Gizem Avcıoğlu” ile “Vikki Bardot” persona’sı nasıl ayrışıp birbirini besledi? Kabaca bu yolculuktan bahsedebilir misiniz?
Nasıl oldu da Vikki personasına ulaştım ben bile bilmiyorum ve genellikle çok gülüyorum bu duruma çünkü pek planlı olmadı. Hayatım sinema sektöründe ve yurtdışında film festivallerinde geçti. İzmir’de konservatuvarda okuduğum yıllarda sinema, resim, fotoğraf ve heykel gibi sanatın pek çok dalıyla yakından ilgiliydim. Ama asıl tutkum sinemaydı ve gece gündüz film izlediğimi fark ettiğimden kariyerimin rotasını daha genç yaşta buraya çevirdim. Konservatuvardan mezun olduktan sonra İstanbul’a sinema okumaya geldim ve Türvak’ta sinema yönetmenliği bölümünden birincilikle mezun oldum. Cnbc-e’nin arthouse sinemayla özdeşleştiği dönemde dış alımlarda çalışmaya başladım ve film lisanslama konusunda uzmanlaştım. Ardından film alımcısı olarak iki ayrı şirketin kuruluşunda ve yönetiminde görev aldım. On yıllık bir dönemde pek çoğu ödüllü iki yüze yakın filmin alımında ve sinema dağıtımında rol aldım.
Mesleğim benim için eski heyecanını kaybettiğinde ilgi alanlarım önce bilgisayar oyunları, sonra dijital sanat ve yapay zekâ gibi alanlara kaydı. 2021 yılında daha özgür olabilmek adına Vikki Bardot mahlası altında internette yaptığım sanat çalışmalarını ve denemeleri paylaşıyordum. Fakat yaptıklarım öyle sükse yaptı ki kısa bir süre içerisinde kendimi uluslararası alanda sergilenirken buldum. Mesleğimi bıraktım ve bağımsız bir sanatçı olmaya karar verdim. Ardından da öncü yapay zekâ (AI) sanatçılarından biri olarak çok hızlı yükselen bir sanat kariyerim oldu. Bir yıl içinde hem fotografik hem de AI video sanat çalışmalarının dünyadaki erken dönem örneklerinden bazılarına imza attım. Birkaç yıl içinde on beşin üzerinde ülkede sergilendim. Daha sonradan kısa filmini yaptığım Journey to the End of the Night isimli bir video serim vardı, New York Tribeca’da galerilerden Estonya’da Modern Sanat Müzesi’ne uzanan yerlerde gösterildi. Tüm bunlar yapay zekâ araçlarının insan yüzü bile yaratamadığı bir dönemde oluyordu. Dall-e, Midjourney, Runway, Chatgpt gibi kilometre taşı sayılan pek çok aracı çıktığı ilk günden beri kullanıyorum.
Hâl böyle olunca uluslararası arenada Vikki Bardot olarak tanındığım için sanatçı kimliğime bu isimle devam etmek zorunda kaldım. Plansız, sezgisel ve eğlenceli bir yolculuk.
Post Truth’ta senarist ve ortak yapımcı olarak çok kritik bir rol üstlendiniz. Hemen ardından gelen kısa filminiz Dreamt by Another’da ise bu kez yönetmenlik ve senaristliğin yanı sıra müzik tarafında da imzanız var; Post Truth’un yönetmeni Alkan Avcıoğlu da yapımcı ve müzikte katkısıyla projeye dâhil oldu. Bu iki üretim süreci nasıl kesişti? Post Truth’ta edindiğiniz deneyim, teknik tercihler ya da anlatı vizyonu doğrudan Dreamt by Another’a yansıdı mı? Çekimler ve üretim süreçleri eşzamanlı mı ilerledi, yoksa biri tamamlandıktan sonra diğeri mi başladı? Daha genel olarak, sizce bu iki film birbirini hangi yönleriyle besledi?
Alkan’la çok uzun yıllardır birlikte pek çok yaratıcı projede çalışıyoruz ve filmleri geliştirirken de her zaman çok yakın bir şekilde ilerliyoruz. Senaryoları birlikte yazıyor, geliştirme aşamasında yoğun bir fikir alışverişi içinde oluyoruz. Genellikle aynı anda birden fazla proje üzerinde çalışıyoruz; bu bizim üretim biçimimizin doğal bir parçası. Örneğin 2024 yazından bu yana ilk uzun metraj kurmaca filmim üzerinde çalışıyorum ve bu proje de Post Truth ve Dreamt by Another’la eşzamanlı olarak ilerledi.
Dreamt by Another’da, Post Truth’taki deneyimden ziyade kendi önceki işlerimin izleri daha baskın. Bu benim ikinci kısa filmim ve hem ilk kısa filmimin hem de post-fotografik çalışmalarımın bir uzantısı olarak ortaya çıktı. Estetik tercihler ve bakış açısıyla Post Truth’tan belirgin biçimde farklı bir yerde duruyor. Alkan’ın anlatıları daha dışavurumcu bir çizgiye sahipken, benim işlerim genellikle daha esrarengiz ve empresyonist bir ekolden besleniyor. Dreamt by Another da bu kişisel hattın daha belirgin olduğu bir film oldu.
Mary Shelley’nin Frankenstein or The Modern Prometheus/Frankenstein veya Modern Prometheus (1818) romanındaki Victor Frankenstein ve canavarı, Carlo Collodi’nin Le Avventure di Pinocchio/Pinokyo (1883) eserindeki marangoz Geppetto ve Pinokyo, Margery Williams Bianco’nun The Velveteen Rabbit/Kadife Tavşan (1922) kitabındaki oyuncak tavşan ve Jorge Luis Borges’in Las Ruinas Circulares/Dairesel Harabeler (1940) öyküsündeki yaratıcı karakter, hepsi birer “yaratan” ya da “yaratılan” figürü olarak edebiyat tarihinde yer alıyor. Siz Dreamt by Another’da bu göndermeleri özellikle mi tercih ettiniz? Çünkü özellikle Borges’in eseri neredeyse filmin ana omurgasını oluşturuyor. Yanılıyor muyum? Yapay zekâ ile çalışan bir sanatçı ve yönetmen olarak, kendi üretim pratiğinizde bu “yaratıcı” figürlerle nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Bu göndermeler filmin iskeletini oluşturuyor. Çünkü Frankenstein, Pinokyo ve Kadife Tavşan gibi metinler, insanın cansıza yaşam verme ve onu “gerçek” kılma dürtüsünü merkeze alan klasik anlatılar. Dreamt by Another’da da ilgilendiğim ontolojik çatı tam olarak bu: gerçek olmanın ne anlama geldiği. Bu hattı bilinçli........
