2025 Yılının Öne Çıkan Yerli Filmleri
Her yılın sonunda yerli ve yabancı filmlerle ilgili listeler yapıyoruz. Bu listeleri hazırlamak, özellikle yerli sinema söz konusu olduğunda, sanıldığı gibi seçim yapmanın zorluğundan kaynaklanmıyor. Aksine, listeye girmeyi hak edecek film sayısı zaten oldukça sınırlı. Hatta on filmlik bir liste yapıyorsanız, çoğu zaman on filmi tamamlamak bile zorlaşıyor.
Asıl zorluk başka bir yerde ortaya çıkıyor. Türkiye’de birçok yerli film, vizyona girmeden önce festival dolaşımına çıkıyor. Adana, Antalya, Ankara ya da İstanbul Film Festivali’nde izlenen filmler, bazen vizyona ancak bir yıl sonra giriyor. Bu nedenle 2025’te vizyona giren bazı filmleri, festival gösterimleri nedeniyle 2024 yılında izleyip geçen yılki listeme dâhil etmiş oldum. Gecenin Kıyısı (2024), Yeni Şafak Solayken (2024), Ölü Mevsim (2024) ve Döngü (2024) bu duruma örnek filmler. Bildiğin Gibi Değil (2024) ise bir önceki yıl izlenmesine rağmen bu yılki listede yer aldı. Bu nedenle, 2025’te vizyona girip 2024 listemde yer alan filmlerle ilgili görüşlerime ulaşmak isteyenler, 2024 Yılının Öne Çıkan Yerli Filmler isimli listeye buradan bakabilir.
Burada özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var. Çok verimli bir yıldan ya da ardı ardına harika filmler izlediğimiz bir dönemden söz etmiyoruz. Gerçekten iyi diyebileceğimiz film sayısı son derece az. Bu az sayıdaki film, neredeyse aynı festivaller arasında dolaşıyor. Uzun bir festival sürecinin ardından, çoğu zaman geç ve sınırlı bir vizyonla seyirciyle buluşuyor. Birkaç hafta içinde de salonlardan ayrılıyor.
Pandemi sonrası dönemde yerli sinema ciddi bir üretim kaybı yaşadı. Diğer sanat alanları, özellikle tiyatro, bu kaybı büyük ölçüde telafi edebildi. Sinema ise ne yazık ki aynı toparlanmayı gösteremedi. Elbette çok sayıda film çekiliyor. Ancak gişe odaklı ana akım yapımlar, korku ve cin filmleri bu listenin kapsamı dışında kalıyor. Burada sinemasal değeri, anlatısı ve estetik dili üzerinden tartışılabilecek filmlerle ilgileniyoruz.
Temennim, bir gün bu listeleri hazırlarken zorlanmamız. Günlerce hangi filmi dışarıda bırakacağımızı düşünelim. Ne yazık ki şu anki tablo buna izin vermiyor. 2025 listesi de bu gerçekliğin bir sonucu. Bu yıl vizyona giren filmlerle birlikte, yalnızca festivallerde gösterilmiş ve henüz vizyon tarihi olmayan yapımlar da listede yer alıyor. Büyük ihtimalle bu filmlerin bir kısmı 2026 yılında vizyona girecek.
O da Bir Şey mi (Yön. Pelin Esmer, 2025)
Pelin Esmer’in her yeni filmi gibi O da Bir Şey mi, Altın Lale seçkisinde yer alacağı duyurulduğu andan itibaren büyük bir merak uyandırdı. Dünya prömiyerini Rotterdam’da yapan film, Söke Film Festivali için kasabaya gelen ünlü yönetmen Levent ile kaldığı otelde kat görevlisi olarak çalışan genç Aliye’nin yollarının kesişmesi üzerinden şekilleniyor. Levent, Aliye’nin varlığından neredeyse habersizken, Aliye onun filmlerine ve dünyasına aşina. Ancak bu karşılaşma, bir hayranın idealinde kişiyle yüz yüze gelmesinden çok daha fazlasıdır. Aliye’nin Levent ile iletişimi, görünmez bir kadının kendi anlatısını kurma ve varlığını yeniden tanımlama çabasına dönüşüyor.
Film, yalnızca konusu ya da karakter çatışmalarıyla değil, anlatım biçimiyle de dikkat çekici. Esmer’in mekân kullanımı ve tasarımı bir kez daha göz kamaştırıyor. Filmin neredeyse tamamının geçtiği otel, yalnızca bir arka plan değil; karakterlerin iç dünyalarıyla sürekli etkileşim hâlinde yaşayan bir anlatı mekânı. Bu mekâna eşlik eden renk paleti ise hem görsel bütünlüğü destekliyor hem de hikâyenin duygusal katmanlarını derinleştiriyor. Oyunculuklar son derece güçlü; karakterler itinayla işleniyor, aralarındaki ilişkiler doğal bir inandırıcılıkla kuruluyor. Esmer’in hikâyeyi katman katman açma biçimi, izleyiciyi her seferinde yeni bir duygusal ya da düşünsel düzleme davet ediyor. Yan karakterler dahi işlevsel olmanın ötesine geçip anlatının dokusunu zenginleştiriyor. Filmin hiçbir anı sarkmıyor; anlatı ritmini koruyarak akıyor.
Esmer, bu filmde yalnızca güçlü bir kadın karakter yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda erkek bakış açısının hâkim olduğu sinema diline de zarif ama keskin dokunuşlarla karşı koyuyor. Levent’in temsil ettiği erkek auteur figürü, Aliye’nin sessiz ama kararlı bakışıyla yeniden şekilleniyor. Film boyunca yer alan küçük jestler, bakışlar, suskunluklar bu eleştirinin taşıyıcısı hâline geliyor. Esmer, erkek egemen anlatıların görünmez tekrarlarını yerinden ederek izleyiciyi alttan alta bir yüzleşmeye çağırıyor.
Ve tabii ki, Pelin Esmer sinemasının alâmetifarikası olan kadın merkezli bakış burada da güçlü bir şekilde hissediliyor. Film boyunca iç dünyası sessizce derinleşen Aliye karakteri, finaldeki duruşuyla yalnızca bir kadının değil, görmezden gelinen tüm öznelerin sesi oluyor. Esmer, kadının deneyimini merkeze alan, onun sessizliğini duyulur kılan bir anlatıyla bir kez daha sinemamıza derinlik kazandırıyor.
Buradayım, İyiyim (Yön. Emine Emel Balcı, 2025)
Emine Emel Balcı’nın Buradayım, İyiyim filmi, yönetmenin Nefesim Kesilene Kadar’ını (2015) sevenler için güçlü bir devam niteliği taşıyor. Balcı, yine bir kadının iç dünyasına yakın duruyor ve sessizlikler, boşluklar ve gündelik detaylar üzerinden çok şey söylüyor. Film, annelik, kadın dayanışması, mobbing, toksik ilişkiler ve görünmeyen baskılarla örülü bir dünyada Filiz karakterinin nefes alma çabasını takip ediyor. Bu anlamda Buradayım, İyiyim, kadın deneyimini dışarıdan tanımlamak yerine içeriden kuran, sezgisel ve duyarlı bir anlatı sunuyor.
Film özellikle annelik meselesine tek boyutlu olmayan bir yerden yaklaşmasıyla dikkat çekiyor. Annelik burada kutsanan ya da romantize edilen bir hâl olarak değil, baskılarla, beklentilerle ve yalnızlıkla iç içe geçmiş bir deneyim olarak ele alınıyor. Filiz’in gündelik hayatla kurduğu ilişki, sürekli hareket hâlinde oluşu ve dünyayla temasını koparmayışı, karakteri pasif bir mağdur figürüne indirgemekten kaçınıyor. Balcı’nın anlatısı, kadını tanımlayan kalıpları kırmaya ve bu kalıpların yarattığı sıkışmışlığı görünür kılmaya odaklanıyor.
Bige Önal’ın performansı, filmin en güçlü yanlarından biri. İnce, kontrollü ve içe dönük bir oyunculukla Filiz’in bastırılmış öfkesini, kırılganlığını ve direnme hâlini başarıyla yansıtıyor. Elit İşcan’ın performansı da kadınlar arası ilişkinin sıcaklığını ve dayanışma duygusunu güçlendiriyor. Film boyunca kadın karakterlerin birbirleriyle kurdukları bağ, yalnızca destekleyici değil, dönüştürücü bir alan açıyor. Bu dayanışma hâli, filmin en umut verici damarlarından biri olarak öne çıkıyor.
Buradayım, İyiyim, ilk izleyişte bazı pürüzleriyle dikkat çekse de tekrar tekrar izlendiğinde büyüyen bir film. İstanbul, Adana ve Ankara Film Festivalleri’ndeki gösterimler sonrası, filmle kurduğum mesafenin giderek azaldığı ve anlatının gücünü daha net hissettiğim bir yapım oldu. Bu film, Balcı’nın, Türkiye’de kadınların maruz kaldığı baskıları, beden üzerinden kurulan tahakkümü ve eve kapatma pratiklerini cesurca ele alan en güçlü yönetmenlerden biri olduğunu bir kez daha gösteriyor. Eksiksiz değil belki, ama sahici, cesur ve kalıcı. Bu nedenle Buradayım, İyiyim, 2025 yılında iz bırakan yerli filmler arasında özel bir yerde durmayı fazlasıyla hak ediyor.
Gündüz Apollon Gece Athena (Yön. Emine Yıldırım, 2025)
Emine Yıldırım’ın ilk uzun metraj filmi Gündüz Apollon Gece Athena, yetimhanede büyüyen Defne’nin annesinin hayaletini bulma umuduyla çıktığı fantastik bir yolculuğu merkezine alıyor. Side Antik Kenti’nde geçen bu yolculukta Defne’ye, radikal solcu Hüseyin, pavyon şarkıcısı Nazife ve Antik Çağ’dan gelen ana tanrıça Rhea eşlik ediyor. Film, daha ilk dakikalarından itibaren izleyiciyi anlatı ya da biçim üzerine düşünmeye zorlamadan, sezgisel bir açıklıkla içine almayı başarıyor. Bir an tebessüm ettiren, bir an gözleri buğulandıran, ardından derin ve rahatlatıcı bir nefes aldıran o nadir denge, film boyunca hiç bozulmuyor. Yıl boyunca pek çok festival gösteriminde seans sonunda oluşan derin sessizlik, koltuklara mıhlanmış izleyici hâli ve salona yayılan o ortak huşu duygusu, filmin yalnızca bireysel değil kolektif bir etki yarattığının açık bir göstergesiydi.
Yıldırım’ın belki de en büyük başarısı, sinemamızda sıklıkla sığınılan sosyal gerçekçilik hattına yaslanmaması. Film, gerçeklikten kopmadan ama onu katı bir nedensellik zincirine de hapsetmeden, karakterlerini ve olaylarını kendi ritmi içinde, sakince açıyor. Antik Çağ’dan gelen ana tanrıça Rhea da gözaltında kaybedilenlerin hafızasını taşıyan Hüseyin de bu toprakların binlerce yıllık acısını farklı halkalar olarak sırtlanıyor. Fantastik ögelerle örülü anlatı, kadim coğrafyanın katman katman bastırılmış, unutturulmuş hikâyelerini görünür kılarak, kişisel olanla kolektif hafıza arasında güçlü bir bağ kuruyor.
Filmin başarısı, ağır meseleleri didaktiklikten uzak, romantize etmeden ele almasında yatıyor. Aksine, sesini yükseltmeden ama etkisini de azaltmadan, büyük bir incelikle anlatmayı başarıyor. Yıldırım, geçmişin hayaletleriyle bugünün hayal kırıklıklarını yan yana getirerek, izleyiciyi aynı anda hem düşünmeye hem de yumuşamaya davet eden bir sinema dili kuruyor. Üstelik bunu kadın merkezli, duyarlı ve şefkatli; ama politik duruşundan taviz vermeyen bir anlatımla gerçekleştiriyor.
Gündüz Apollon Gece Athena, yalnızca anlattıklarıyla değil, bıraktığı duygusal izlerle de güçlü bir film. Bir ilk film olmasına rağmen teknik ve duygusal açıdan dikkat çekici bir olgunluk taşıyor. Geriye dönüp baktığımda, geçtiğimiz yıl izlediklerim arasında bende en çok kalan, sahneleri ve duygusu zihnimde en canlı biçimde yer eden yapımlardan biri oldu. Sinemamıza yeni ve güçlü bir yönetmenin eklenmiş olması kadar, Ezgi Çelik ve Barış Gönenen’in son derece uyumlu ve etkileyici performanslarını bir arada izlemek de filmin hafızamdaki yerini daha da özel kılıyor.
Hiçbir Şey Normal Değil (Yön. Ceylan Özgün Özçelik, 2025)
Ceylan Özgün Özçelik’in belgeseli Hiçbir Şey Normal Değil, yüzeyde Naturland vakasından yola çıkan bir film gibi görünse de çok daha geniş bir yıkım ve temsil meselesini odağına alıyor. Film, sahip olduğu malzemeyle rahatlıkla araştırmacı gazetecilik çizgisine yerleşebilecekken, bilinçli olarak bu yolu tercih etmiyor. Yolsuzluklar, siyasi ilişkiler, kamu zararları ve şirket içi usulsüzlükler doğrudan teşhir edilmek yerine, sezgisel ve duyusal bir hat boyunca izleniyor. Özçelik, izleyiciyi bilgiyle donatmaktan ziyade onu bir atmosferin içine yerleştiriyor; belgesel sinemaya yaklaşımının merkezine “deneyim” fikrini koyuyor. Görüntü, ses ve ritim, veriye ulaşmak için değil, o verinin yarattığı tahribatın duyusal karşılığını kurmak için kullanılıyor. Bu nedenle film, klasik anlamda öğretici bir belgesel olmaktan çok, izleyicide kalıcı bir huzursuzluk hissi bırakan bir deneyim olarak çalışıyor.
Filmde ironinin önemli bir anlatım aracı olarak kullanılması da bu yaklaşımın parçasıdır. Kendini........
