menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

The Piano Accident (2025) Üzerinden Quentin Dupieux Sinemasına Bir Bakış

9 0
latest

Quentin Dupieux ile ilk karşılaşmam, COVID günlerinde İstanbul Film Festivali’nde izlediğim Deerskin (2019) sayesinde olmuştu. Film boyunca çok gülmüş fakat neye güldüğümü tam olarak kavrayamamıştım. Bu tuhaf tanıdıklık ve huzursuzluk hissi, yönetmeni izlemeye devam etme isteği uyandırmıştı. Sonraki filmlerini gördükçe bu etkinin tesadüfi değil; Dupieux’nün sinemasına özgü, tekrar eden bir deneyim olduğunu fark etmek zor olmadı: Seyirciyi aynı anda hem eğlendiren hem de konfor alanından çıkaran, anlam üretme alışkanlıklarını sistematik biçimde bozan bir anlatım dili vardı.

Fazlasıyla üretken olan yönetmenin filmografisinde benim için Yannick (2023) ve özellikle de Fransız sinemasının yıldız oyuncularını bir araya getiren The Second Act (2024), son yılların en eğlenceli ama aynı zamanda temsil, tiyatro ve seyir ilişkisi üzerine en çok düşündüren filmleri arasında yer aldı. Bu filmler yalnızca absürt komediler olmamakla beraber sinema ve anlatı beklentilerini bilinçli biçimde sabote eden deneyler olarak okunmayı hak ediyor.

The Piano Accident ise bu rahatsız edici ve keskin dünyayı bu kez influencer kültürü üzerinden yeniden kuruyor. Film; Jackass* tarzı içerikler üreten, acıya karşı neredeyse duyarsız görünen ve takipçilerini memnun etmek için giderek daha uç gösterilere yönelen, dünyaca ünlü bir sosyal medya figürü olan Magalie Moreau’yu (Adèle Exarchopoulos) merkeze alıyor. Ancak bu bir “ün hikâyesi” değil; ne yükselişi ne de düşüşü anlatan bir yapı söz konusu. Dupieux’nün ilgilendiği şey başarı ya da skandal değil; görünürlük rejiminin bireyi nasıl biçimlendirdiği, onu nasıl belirli bir varoluş kipine hapsettiği.

Magalie, klasik anlatı sinemasının sevilebilir ya da kolayca anlaşılabilir kahramanlarından biri değildir. Empati uyandırmaz, dramatik bir dönüşüm yaşamaz, izleyiciyle uzlaşan bir psikoloji sunmaz. On dört yaşından beri kendine zarar verdiği videolarla tanınan bu genç kadının acıya karşı duyarsızlığı bir hastalık mı, bir savunma biçimi mi yoksa bilinçli bir performans mı; film bunu özellikle belirsiz bırakır. Dupieux’nün sinemasında daima olduğu gibi, karakterlerin neden böyle olduklarından çok, bu hâlleriyle dünyayla nasıl bir ilişki kurdukları önemlidir ve psikolojik açıklamalar yerini toplumsal işlevlere bırakır.

Magalie kaba, mesafeli ve çoğu zaman iticidir. Çevresindeki sınırlı sayıdaki insan tarafından pek sevilmez. Buna karşın milyonlarca takipçisi vardır. Takipçileriyle kurduğu ilişki de yaptığı işe yakışır........

© Film Hafızası