We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Dünya Bizim Cehennemimiz: Fahrenheit 451 (1966)

2 0 0
20.02.2021

Yaşamın yansımasını her daim yaşamın kendisine tercih ettim.” diyerek auteur kimliğini vurgulayan François Truffaut ’nun ellerinde filmleşen Fahrenheit 451, aslında distopik bir evrenin anlatıldığı; modern çağ insanlarının buhran içinde gündelik yaşamlarında kaybolduğu bir Ray Bradbury romanıdır. Eserin kısa özeti; distopyavari bir gerçeklikte simülasyon kurbanı entelektüellerin cehaletle mücadelesidir. Sözü edilen çağda, her şey konforlu ve güvenilirdir. Evlerin mimari yapısı ve gelişen teknoloji, yangın gibi afetlerin oluşmasına olanak sağlamaz; ancak itfaiyeciler, bu yangısızlık boşluğunu kendi cehennem mitleriyle doldurur.

Bilgisizliğin ve cehaletin, bireyin mutlak huzurunu koruduğuna inanılırken uyutulmanın yaşatmış olduğu insansı hazların çevresinde dolanır. Yaşadığı dönem ve edindiği izlenimler, Truffaut’yu Bradbury gibi ortak dertlerden muzdarip eder ve desteklediği bu distopik fikri sinema dünyasına kazandırır.

Fransız düşünür Gilles Deleuze, fikir sahibi olmayı en derin ayrıntısına kadar düşlememiz ve kendi içimizde çözümleyip öyle hayata geçirmemiz gerektiğini savunur. Ona göre herkesin fikri vardır; ancak fikirlerin kavrama dönüştüğü noktada düşünce evreni için kayda değer bir şeyler yapılmış olur. Sinemada fikir sahibi olmak da böyle bir şeydir: hayatta deneyimlediğimiz her şey potansiyel fikirlerdir. Bir romanın sinemaya uyarlanabilmesi için yönetmenin görsel ifadelere gereksinim hissetmesi gerekir. Fahrenheit 451 (1966), bizi bu hususta sağlam tezlerle donatır. Yangına sebebiyet verecek ve yanacak herhangi bir kamu alanı olmadığı için itfaiye ekibi kendi gerçekliğini oluşturmak zorundadır. İşlerini usulüne uygun yapmaları gerekmektedir: kitap yakmak bir itfaiyecinin ateşi merkeze alarak işlevselliğini temsil edebileceği en yegâne görevidir. Zaten Deleuze’e göre sinemanın tanımı: ‘Hareket- Süre Blokları’dır. Uyarlamanın etiği ise; esinlenilen materyal ile yakınlık kurmaktır.

[1] François Truffaut, var olan Fransız sinemasına karşı saldırısında kullandığı strateji ile önemli rol oynamıştır. Ona göre; nitelik geleneği film yapımını önceden var olan senaryonun birebir çevirisine indirgemektir. Oysa, film yapmak yaratıcı mizansende açık uçlu bir macera olarak görülmelidir. Filmlerin burjuvalar tarafından burjuvalar için yapılmasını eleştirir ve bu sözde burjuva karşıtı Fransız Sineması’nı, sinemayı küçümseyen ve hafife alan edebiyatçıların çalışması olarak ele alır. İşte tam da bu noktada Fahrenheit 451’ın sinema filmi olarak yeniden inşaası kaçınılmazdır.

Değişen Dünyanın İnsanları

Film; başarılı bir itfaiye memuru olan Guy Montag’ın tesadüf eseri komşusu Clarisse ile karşılaşıp gerçekleştirdiği sohbet sonrasında, neden kitapları yaktığını sorgulaması ile gelişir. Montag, kendisini sisteme adamış, her türlü emri yerine getirmiştir. Clarisse’in sormuş olduğu: “Mutlu musun?” sorusunu duyana dek yaşadığı rutin hayatın farkına varmaz. Son derece zarif, iletişim kurmasını bilen centilmen bir erkek olarak temsil edilirken, kitap yakmak gibi faşist bir eylemi kendisine nasıl yakıştırdığını merak eden Clarisse, her gün yeni argümanlarla genç adamın karşısına çıkar. İhbar üzerine gittiği evden okumak için kitaplar çalan Montag ise yavaş yavaş tüm bu kitapların neden yakıldığını anlamaya çalışır. Öyle ki; kitap yakmak yeryüzünde eyleme geçmiş en korkunç, en zavallı reaksiyonlardan biridir. Direkt olarak ifade özgürlüğüne, gelişime ve aydınlanmaya uygulanan dikte rejimidir. Truffaut, eleştirel bir yaklaşımla Kaos’a gönderme yapar. Belki de ideal refahın sağlanması için öncelikle her şeye son verilmesi ve yeniden var olmaya geçilmesi gerekmektedir. Üstelik bu tezini, yazarı olduğu ‘Cahiers du cinéma’ dergisinin yanışını bizlere saniyelerce izlettirerek gerçekleştirir. Olmakta olan gerçekliğin kendisine birebir benzeri olan, ancak gerçek olmayan bir temsilidir. Oysa yanan şey, kitaplar değil zihniyettir; algılardır.

Fahrenheit 451, sinema filmi olmanın yanı sıra bir isyan manifestosudur. Baştan başa yaradılışa, olmakta olana ve sisteme bir başkaldırıdır. Tıpkı; cennetten kovulma pahasına yasak elmayı yiyerek günahkâr olan........

© Film Hafızası


Get it on Google Play