We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Türkiye-BAE normalleşmesi: Ne uğruna ve ne kadar kalıcı?

2 4 8
22.09.2021

Ocak 2021’den beri Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında normalleşme adımlarının atılabileceğine dair tahminler yapılıyordu. Bu tahminler Ağustos ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BAE Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnoun Bin Zayed el Nahyan’ı kabulüyle, iki hafta sonra da Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed el Nahyan ile yaptığı telefon görüşmesiyle ete kemiğe büründü. Abu Dabi Veliaht Prensi 2016 yılından beri BAE için en yüksek makam kabul ediliyor.

Arap Baharı’ndan bu yana iki ülke arasında devam eden gerginliğin bu adımlarla hafiflediğini söylemek mümkün. Ancak yanıtlanması gereken sorular var; bu küskünlüğün maliyeti ne oldu? İlişkilerin güncel durumu ne? Normalleşmenin geleceği olacaksa nasıl olacak?

Kırılgan normalleşme

Arap Baharı başladığından beri neredeyse her konuda farklı kutuplarda konumlanan iki ülke, beraber çalışma veya çatışmadan uzak durma yöntemi yerine, sürekli birbirlerini suçlamayı tercih etti. BAE, Türkiye’yi Arap işlerine karışmakla ve Osmanlı hayali kurmakla suçlarken, Türkiye ise BAE’yi küçük ve potansiyelinden fazla rol üstlenmeye çalışan ve bölgedeki problemlerin kaynağı ülke kategorisinde konumladı.

Yaklaşık on yıl süren bu suçlamalar tarafları memnun etmemiş olacak ki karşılıklı normalleşme arzuları son bir yılda fazlaca duyulur oldu. Normalleşme adımlarının pek çok dinamiği mevcutken, iki ülke ilişkilerinde sorunlu alanların tamamen ortadan kalkmasının kolay olmayacağını altı çizilmesi gereken bir husus olarak göze çarpıyor.

Normalleşmenin kırılgan bir zeminde seyredeceği muhtemelken, tarafların çelişki/çatışmalara rağmen beraber çalışmanın ve ilişkileri canlı tutmanın yolunu bulmaları gerekli. Nitekim her ne kadar taraflar birbirini agresif dış politika izlemekle suçluyorsa da sorunun temelinde 11 Eylül’le ve ardından Arap Baharı’yla hızlanan bölgesel değişimler var. Bu süreçte Türkiye “en güçlü” bölgesel aktör olma iddiasını korudu. Ortadoğu ve Arap dünyasının tarihi çekim güçleri olan Şam, Bağdat ve Kahire’nin etkisini kaybetmesiyle BAE de bölgesel güç olma yolunda dış politika gütmeye çalıştı. Böylece iki ülkenin çıkarları çatıştı, dolayısıyla süreci sadece tarafların maceracı dış politika eğilimleri ile değil, değişen bölgesel düzende rol çatışması olarak okumak gerekir. Aksi okuma tablonun eksik kalmasına yol açacağı gibi muhtemel normalleşmenin kalıcılığını da olumsuz etkileyecektir.

Normalleşme sezonu

Donald Trump’ın ABD’de yeniden başkan seçilmemesi ve yerini Joe Biden’a bırakması ile bölgede genel olarak bir yumuşama ve normalleşme sezonu başladı. Böyle bir atmosferde BAE’nin de normalleşme sezonuna girdiğini gösteren gelişmeler üst üste yaşandı: ABD seçimlerinden kısa süre önce BAE’nin İsrail ile normalleşmesi, seçimden kısa süre sonra ise 2017’de BAE, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Mısır’ın Katar’a yönelik uyguladığı üç buçuk yıllık ablukanın kalkması, İran ve Türkiye’ye karşı zaman zaman sert açıklamaları olan BAE Eski Dışişleri Bakanı Enver Gargaş’ın kabine değişikliğiyle görevden alınması ve BAE’nin en nihayetinde Türkiye ile yılbaşında normalleşme sinyalleri sonrası Ağustos ve Eylül ayında gerçekleşen diplomatik görüşmeler.

Anlaşmazlığın diğer tarafını oluşturan Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu. İsrail ile bir süredir devam eden normalleşme müzakereleri, Mısır ile devam eden müzakerelerde iki tarafın da daha umutlu olması ve mesafe kat edilmiş olması bu durumun bir işareti.

Bu normalleşme trendi her ne kadar Biden’dan önce başlamışsa da Biden’ın seçilmesiyle ciddi ivme yakaladı. Bu durum, bir yandan politik olarak........

© Fikir Turu


Get it on Google Play