menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Laiklik Neyin Teminatıdır?

6 10
30.12.2025

“Laiklik, öncelikle fiziksel anlamda yaşamda kalmanın, insan olarak özgür yaşayabilmenin ve ikiyüzlü olmak zorunda kalmamanın teminatıdır.”

İnsan, çoğu kez yaşamına erken dönemlerde maruz kaldığı telkinlerin etkisiyle yön verir. Kabulleri, değerleri ve inançları büyük ölçüde bu dönemde şekillenir; hayatına, edindiği kültürün koordinatlarıyla anlam katar. Ne var ki insan —özellikle modern insan— bilgi kaynaklarının çeşitliliği ve tarihsel süreçte yükselen bilinç düzeyi sayesinde bu kabulleri sorgulama ve test etme imkânına sahiptir. Zamanla düşünce ve kabulleri değişir, yaşamına yeni rotalar çizer. Bu dönüşüm, düşünen insan için neredeyse kaçınılmaz bir kaderdir. Elbette bu değişim herkeste aynı düzeyde gerçekleşmez; bireyin kavrama yeteneği, mizacı ve içinde bulunduğu koşullara bağlı olarak düşünceler sabit kalabileceği gibi, yaşam sonlanıncaya dek süren bir dönüşüm hâli de gösterebilir.

İnsan aynı zamanda inanç taşıyan bir varlıktır. Yaşamın bilinmezleri üzerine yapılan ontolojik sorgulamalar sonucunda, kimi bireyler kendilerine hazır sunulan inanç sistemlerini benimseyerek yoluna devam ederken, kimileri bireysel sorgulamalar neticesinde çok farklı tercihlerde bulunabilmektedir. Yaşama anlam verme çabası, bireyden bireye ve zamana bağlı olarak değişir; farklı duraklardan geçerek seyrini sürdürür.

Bilgiye erişimin sınırlı olduğu, herkesin neredeyse aynı şeyleri düşündüğü dönemlerde, toplumsal düzenin sağlanabilmesi için güçlü bir aidiyet duygusuna ihtiyaç duyulmuştur. Bu aidiyet, çoğu zaman belli bir inanç veya mefkûre etrafında şekillenmiş; toplumun bir arada, görece huzurlu yaşamasını mümkün kılmıştır. Bu tür yapılar daha çok ilk ve orta çağ toplumlarına, dar coğrafyalarda ve sınırlı iletişim imkânlarına sahip sosyolojilere özgüdür. Farklı düşünce ve inançların bulunmadığı bu yapılarda, mevcut inancı siyasal bir araç hâline getirmek adeta zorunlu görülmüştür. Ancak bu durum; çağın, üretim biçimlerinin, iletişim araçlarının ve insan beklentilerinin değişmediği varsayımıyla anlamlıdır.

Herakleitos’un dediği gibi, yaşam sürekli bir devinim hâlindedir. Mevlânâ’nın ifadesiyle, “Dün dünde kaldı; bugün yeni şeyler söylemek gerekir.” Buna rağmen, zihinlerin hâlâ aynı........

© Fikir Coğrafyası