menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Habermas’ın Ölümü Ve Yeni Bir Paradigma Değişimine Olan İhtiyaç

41 0
19.03.2026

Jürgen Habermas 14 Mart 2026’da 96 yaşında hayatını kaybetti.

Eleştirel Kuram yani Frankfurt Okulu’nun yaşayan ikinci kuşak en önemli temsilcisi, Adorno’nun asistanı Habermas, ilerleyen yaşına rağmen hâlâ üretiyor, entelektüel ve politik gündemi etkilemeye devam ediyordu.

En son 7 Ekim 2023’te (Filistin İslami Direniş Örgütü) Hamas’ın İsrail’in işgali altındaki Filistin topraklarına yönelik başlattığı “Aksa Tufanı” operasyonu sonrası Habermas, dört Alman akademisyen ile birlikte “Dayanışma İlkeleri” 1 başlıklı bir bildiri yayınlayarak İsrail’in yanında yer aldığını açıklamıştı. Bildiri entelektüel çevrelerde çok tartışıldı/eleştirildi, hatta ünlü Marksist siyaset bilimci Alex Callinicos “eleştirel teori resmen ölmüştür”2 ifadesini kullandı. 

Son zamanlarda bu bildiri nedeniyle Habermas ile arama biraz mesafe koymuş olsam da Frankfurt Okulu ve Eleştirel Teori’nin benim akademik hayatımda önemli bir yeri olduğunu söylemeliyim. Çünkü akademik hayatımın ilk başlangıcı olan DTCF Sosyoloji'de 1989 yılındaki bitirme tezim, yani ilk akademik üretimim, "Eleştirel Kuram ya da Frankfurt Okulu" 3 başlığını taşımaktadır. 

Türkçe kaynakların kıt olduğu bir dönemde cesaret ederek büyük bir merak ve tutku ile çalışmıştım. Ben çalışmayı bitirdikten sonra Frankfurt Okulu ve Habermas'ın eserlerinin önemli kısmı çevrilerek günümüze kadar Türk Akademisi'nin ve sosyolojisinin önemli konuları oldular. Meslek hayatım boyunca da bu konuda çeşitli makaleler yazdım 4 ve "sosyal teori" derslerimin başlıca konularından biri oldu. Bu nedenle, yukarıda belirttiğim gibi, Gazze ve Filistin meselesi konusunda Habermas'ın görüşleri hakkında çekincelerimi saklamak koşulu ile- vefatı dolayısıyla bir şeyler yazmak ve söylemek gereği duydum. 

Her şeye rağmen Habermas sosyoloji teorisinde Alman düşüncesinin yaşayan efsanesi ve Frankfurt Okulu’nun ikinci kuşağının en önemli temsilcilerinden biriydi. Entelektüel düşünceye yaptığı en önemli katkıları kısaca şöyle sayabiliriz:

"Kamusal alan", müzakereci demokrasi ve anayasal yurttaşlık gibi kavramları siyaset teorisine güçlü biçimde yerleştirdi.

“İletişimsel eylem kuramı” ile modern toplumda rasyonel iletişimin nasıl mümkün olduğunu açıklamaya çalıştı.

“Bilgi ve İnsansal İlgiler” eseri ile pozitivist bilgi ile hermeneutik bilgiyi uzlaştırmaya çalıştı.

“Sosyal Bilimlerin Mantığı” eseri ile sosyal teoriye önemli metodolojik katkılar sundu.

Eleştirel teoriyi ikinci dünya savaşı sonrası karamsarlıktan çıkarıp iletişim ve uzlaşma üzerine kurdu. 

Ortodoks Marksizm’i eleştirerek Tarihsel Materyalizmi yeniden inşa etmeye girişti.

Weber’den sonra modernite tartışmasını en güçlü sürdüren isimlerden biriydi.

Habermas, diğer yandan postmodernlere karşı “modernitenin tamamlanmamış bir proje olduğunu” ifade ediyordu. Ona göre modernite, Avrupa’da özellikle Aydınlanma ile başlayan büyük bir tarihsel projedir. Bu projenin temel hedefleri şunlardı:

Akıl ve eleştirel düşünceyi geliştirmek,

Bilimi ve rasyonel bilgiyi ilerletmek,

Bireysel özgürlükleri genişletmek,

Demokratik ve hukuki kurumlar kurmak.

Habermas’a göre bu hedefler henüz tam gerçekleşmemiştir. Yani Avrupa merkezci Habermas'a göre modernlik bitmiş veya başarısız olmuş bir süreç değil; henüz tamamlanmamış bir tarihsel projedir. Habermas 1980’lerden itibaren başta Derrida olmak üzere postmodern düşünürlerle derin tartışmalara girişti. Özellikle modernite konusunda postmodern düşünürlere karşı savunuya geçti. Örneğin: Michel Foucault, Jean‑François Lyotard, Jean Baudrillard gibi düşünürler modernliğin büyük anlatılarının çöktüğünü savunuyordu. Habermas’a göre bu yanıltıcı bir düşünce idi çünkü modern toplumlarda iki alan vardı:

Sistem (ekonomi ve devlet bürokrasisi)

Yaşam dünyası (günlük hayat, iletişim, kültür)

Modernlikte sorun şudur: Sistem, yaşam dünyasını kolonize eder, çözüm modernliği terk etmek değil, iletişimsel aklı güçlendirerek modernliği tamamlamaktır. Hayatının son anına kadar modernite ile ilgili umudunu korudu ve teorik düzeyde kalarak, sistemin yaşam dünyasını nasıl ve kimler aracılığı ile kolonize ettiğini açıklamadı ve Batı merkezli küresel güç haydutluğunun geldiği noktayı görmedi/görmek istemedi. Zaten yazımızın ana temasını oluşturan kırılma noktası da burada belirginleşmektedir.

Gelelim Habermas'ın son yıllarda hayal kırıklığı yaratan Gazze konusundaki tavrına.

Frankfurt Okulu'ndaki Adorno, Horkheimer, Marcuse gibi üstadları Yahudi kökenli olsa da Habemas Yahudi değildi. Kökeni ve ailesi bakımından Protestan (Lutherci) bir aileden geliyordu. Özellikle son yıllarında İsrail'in var olma........

© Fikir Coğrafyası