Ekümeniklik, Fener-Rum Patrikhanesi ve Heybeliada Ruhban Okulu

1 1 1=1 ayrı kurumlar, ortak hikâye

Aslında yazının başlığı bu olmamalıydı. Başlıkta birbiriyle yakından bağlantılı üç kurum (kavram da diyebilirsiniz) var. Bağlantılı ama birbirine bağlı değil. Ayrı ayrı ele alınmalı belki. Yine de yazan kişi, hangisini anlatıyorsa diğerlerine de mecburen yer vermek zorunda. Zaten bu kısa yazı, üzerinde tartışma eksik olmayan bu üç kurumu birden ele alma iddiasında değil. Yalnızca bağlantılı üç konu hakkında genel bir çerçeve çizme amacında. Çünkü biri anlatılmadan diğeri anlaşılamaz. Bu arada ilk başta söyleyelim, Hıristiyanların bir kısmının inanmadığı, çoğunun da anlamadığını ifade ettiği kutsal üçleme (teslis) bu yazının konusu değil. Başlığa bakıp da 1 1 1=1 ile ilgili yazı okumaya gelenler varsa kusura bakmasınlar.

Konuya girmeden önce biri laiklik, diğeri anakronizm ile iki küçük hatırlatma yapalım. Laiklikle başlayalım. Kelime kökeni itibarıyla “halka mensup olan, ruhban sınıfından olmayan” anlamındaki laik kelimesi, son birkaç yüzyıldan beri dinlerin, devlet yönetimiyle; devletlerin de din ile bağının olmaması şeklinde kullanılıyor. Bu tanımdan yola çıkarsak, laikliğin uygulanabilirliğinin çok güç olduğu sonucuna varırız. Nitekim din, yalnızca bir inanç sistemi değil, toplumsal aidiyet sağlayan kültürel bir unsur. Bu sebeple dinin, devletten tümüyle soyutlanması toplumsal gerçeklikle bağdaşmaz. Laiklik, teoride caziptir. Pratikte devlet ve dinin birbirine nüfuz ettiği ve edeceği gerçeği göz ardı edilemez. Bir de anakronizm konusu var. Değişik dönemleri birbirine karıştırma olarak tanımlayacağımız anakronizm, yalnızca tarihin değil bütün bilimlerin düşmanı. Ne yazık ki insanoğlunun öyle bir huyu var: Olaylar, kurumlar, fikirler ve kişiler kendi kafasında kodladığı şablona uymak zorunda. Kafasındaki şablon bugünün dünyasında, bugünün değerleriyle oluşmuş olsa bile…

Şimdi bu üç kurumu (konuyu) ele alalım, tanımlayalım. Sonrasında genel bir değerlendirme yapalım.

Ekümeniklik

Ekümen, yaşanılan yerler yani bütün dünya anlamına gelir. Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren kullanılan bu kavram, aslında Roma İmparatorluğu’nun sınırlarını işaret ediyordu. Zamanla kelime dinî bir nitelik kazandı ve en çok Ortodoks dünyasında öne çıktı. Katolikler için ekümenik kavramı, farklı mezheplerin tek çatı, tek kilise altında birleşmesi anlamına gelir. Protestanlar içinse bu, inancın temel konularında -özellikle İsa’nın kimliği ve öğretisi üzerine- ortak bir paydada buluşmayı ifade eder. Dolayısıyla Hıristiyanlığın evrensellik arayışını yansıtan köklü bir terim olan ekümenik kelimesi tek bir anlama indirgenemez; her mezhebin kendi bakış açısına göre farklı bir içerik kazanır. Ortodokslar açısından ekümenik unvanı, İstanbul’daki Fener- Rum Patriği’nin tarihsel olarak sahip olduğu önceliği ve saygınlığı anlatır. Yani Ortodoks dünyasında ekümeniklik, Katolik Kilisesi’ndeki Papalık müessesesi gibi mutlak bir otoriteye sahip değildir. Nitekim Ortodoks dünyasında patrikhaneler eşittir; Fener-Rum Ortodoks Patrikhanesi sadece “eşitler arasında birinci” (primus inter pares) kabul edilir. Eşitler derken kastedilen on beş otosefal kilisedir, bunlar kendi kendilerine yeten, kendi başlarına karar alabilen, bağımsız kiliselerdir. On beş otosefal kilise İstanbul Patrikliği, İskenderiye Patrikliği, Antakya Patrikliği, Kudüs Patrikliği, Rusya (Moskova) Patrikliği, Belgrat (Sırp) Patrikliği, Romanya Patrikliği, Bulgar Patrikliği, Gürcistan (Tiflis) Patrikliği, Kıbrıs Başpiskoposluğu, Yunan (Atina) Başpiskoposluğu, Polonya Metropolitiği, Arnavutluk Başpiskoposluğu, Çek toprakları dahil Slovakya Başpiskoposluğu ve Ukrayna Patrikhanesidir. Gerçi on beşinci otosefal kilise Ukrayna (Kiev) tartışma konusudur. Bu tartışmanın ve ekümeniklik konusunun anlaşılması için buraya bir parantez açalım. Moskova Kilisesi ile İstanbul Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi arasında 1453’ten bu yana mücadele vardır. Moskova Patrikliğine göre Konstantinapolis Müslümanların eline geçtikten sonra artık Ortodoksluğu temsil edemez. SSCB sonrası dönemde de Moskova Patrikhanesi, Kremlin’in dediğinden hiç çıkmamış, her konuda destekçisi olmuştur. Hava böyleyken, 2019’da -Rus Ukrayna Savaşı öncesinde- Fener Rum Patrikhanesi, Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ni otosefal kilise olarak tanıdı. Bu gelişme Moskova ile İstanbul Patrikhaneleri arasında çok büyük gerginliğe yol açtı. Rusya’ya göre Fener Rum Patrikhanesinin bu kararında ABD’nin parmağı vardı. Rusların iddiasını ve İstanbul- Moskova- Kiev Ortodoks hattının detaylarını başka bir yazıya bırakalım ama iki konuyu yazının bu bölümüne sabitleyelim: Birincisi ekümeniklik konusu dinî olmaktan çok siyasidir. İkincisi Fener- Rum Patrikhanesi, Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ni tanırken “ekümenik” sıfatını kullandı.

Fener- Rum Patrikhanesi

Hıristiyan tarihinin ilk ekümenik konsili olan 325 İznik Konsilini takip eden yıllarda Konstantinopolis (o zaman kullanılmaya başlayan yaygın adıyla Yeni Roma) Bizans’ın yeni başkenti oldu. Patrikhanenin adında geçen “Rum” kelimesi buradan yani Roma’dan gelmektedir. 381’de Yeni Roma’da toplanan ikinci ekümenik konsil, Yeni Roma (İstanbul) piskoposunun Doğu kilisesinde en yüksek, bütün Hıristiyan kilisesi içinde de papa ile eşit konuma sahip bulunduğunu onayladı. Ancak kısa süre içinde Roma Katolik Kilisesi ile Yeni Roma (İstanbul Rum) Patrikhanesi arasında anlaşmazlık baş gösterdi, 482’de Papa, Patriği aforoz etti. Sonraki yıllarda gerginlik giderek arttı, İstanbul Ortodoks Patriği, Ekümenik Patrik sıfatını kullanmaya başladı. Sonunda 1054 yılında Doğu-Batı bölünmesi olarak bilinen Katolik Kilisesi ile Ortodoks Kilisesi tamamen ayrıldı.

Notaras’ın “Konstantinopolis’te Latin serpuşu görmektense Türk sarığı görmeyi yeğlerim” sözünü sarf etmesine yol açan Dördüncü Haçlı Seferi (1204) sırasında Papalık, İstanbul’u yağmaladı ve işgal etti. Bunun üzerine Rum Patrikhanesi, İznik’e taşındı ve İstanbul’a ancak elli yedi yıl sonra dönebildi.

1453’te İstanbul’un fethi, patrikhane için dönüm noktası oldu. Vezir statüsünde olan Patrik, emrindeki diğer kilise yetkilileriyle her türlü vergiden muaf tutuldu. Fatih Sultan Mehmet’in Rumların evlilik, cenaze ve diğer işleri Rum adetlerine göre eskisi gibi yapılacaktır fermanıyla patrikhaneye, Bizans döneminden bile daha fazla yetki verildi.

Fener Rum Patrikhanesi ile ilgili İstanbul’un fethinden sonra ikinci önemli gelişme, Yavuz Sultan Selim’in 1517’deki Mısır seferidir. Halifeliğin bu seferle birlikte Osmanlı padişahlarına geçmiş olması tartışmalıdır, daha çok 18. yüzyıldan sonra güçlenen bir tarih yazımıdır. Ancak İstanbul Patriğinin dünyadaki bütün Ortodoksların ruhani lideri olduğunun ilanı 1517 Mısır Seferinin belirgin sonuçlarından biridir: Sefer sonrası Yavuz Sultan Selim, İskenderiye ve Antakya Patrikhanelerinin İstanbul’daki Rum Patrikhanesine bağlandığını ayrıca İstanbul Rum Patriği’nin Bizans’tan devraldığı ekümenik (dünya patriği) olduğunu bir kez daha ilan etti. Gerçi Yavuz’un dediği gibi olmadı; İskenderiye, Antakya ve Kudüs patrikhaneleri İstanbul’a bağlanmadı, bağımsız kaldı. Ancak dönemin Ortodoksları hem nüfus ve mensup, hem de etkileri bakımından Osmanlı sınırları içinde yer alıyorlardı.

Fener Rum Patrikhanesi ile ilgili üçüncü önemli gelişme, milliyetçilik akımlarının yaygınlaşmasıdır. 1789 Fransız İhtilali, Osmanlı devletinin en kırılgan noktası olan millet sistemini doğrudan etkiledi. Osmanlı klasik düzeninde Patrikhane, yalnızca bir dini kurum değil, aynı zamanda bütün Ortodoksların temsilcisi konumundaydı. Patrik, padişah tarafından onaylanan, Osmanlının resmî muhatap kabul ettiği bir milletbaşı idi. Dolayısıyla Rum, Bulgar, Sırp, Arnavut veya Arap kökenli tüm Ortodokslar, doğrudan Patrikhane’nin ruhani otoritesi altında sayılıyordu. Milliyetçilik akımı bu tabloyu kökten sarstı; Balkanlar’da Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar ve diğer halklar dini aidiyetlerini etnik çerçevede yeniden tanımlamaya başladılar. 1821 Yunan İsyanı, siyasi olduğu kadar dini bir ayaklanmaydı, kilisenin İstanbul’dan kopma mücadelesiydi. 1833’te Yunan Kilisesi Fener’den koptu otosefal ilan edildi. Aynı şekilde Bulgar Eksarhlığı ve........

© Fikir Coğrafyası