Umursamazlık
Mansur Yavaş, belediyelere yönelik operasyonlar için “Artık seyredemeyiz” demiş.
Yargının CHP’ye karşı yürüttüğü operasyonlar kadar, CHP’nin de bu operasyonlara karşı geliştirdiği mitingler de rutinleşti, sıradanlaştı.
Artık her sabah uyanır uyanmaz “Acaba bugün kime, hangi CHP’li belediyeye operasyon yapıldı” diye bakıyoruz.
Dün sabah da Ataşehir Belediyesi’ne yapılan operasyonun haberine uyandık.
İş öylesine rutin, öylesine sıradan bir hale geldi ki, Ataşehir Belediye Başkanı Adıgüzel’in gözaltına alınması 1. haber bile değildi. Bazı internet siteleri küçük kutularda gördü haberi.
Gözaltılar, tutuklamalar, operasyonlar o kadar vakayı adiyeden oldu ki, neredeyse haber değeri bile kalmadı.
Hep dediğim gibi “Alıştık” ya da “Alıştırıldık”.
Bu yüzden de Mansur Yavaş’ın sözü önemli.
Artık seyredemezler. Her hafta bir yerde miting, belki siyasi olarak önem taşıyor, belki CHP’ye mitingin olduğu yerde bir kısım oy kazandırıyor ama CHP’ye yönelik iktidar ablukasını azaltmıyor, hatta galiba tam tersi bir etki yaratıyor.
Her sert söylem yeni bir gözaltını beraberinde getiriyor.
Her bir miting yeni tutuklamaları getiriyor.
Öyle ki AK Parti çevrelerinde “Yarın sıra şunda, öbür gün bunda” diye konuşuluyor.
“Yarın sıra hangi belediyede” totosu oynanıyor.
Neredeyse bahis şirketleri bunun üzerine bahis açacaklar.
Oranlardan anlayacağız hangi belediyeye operasyonun daha yakın olduğunu.
Mesela bugünlerde sıranın Üsküdar’a geldiğini söylemeyen AK Partili yok neredeyse.
Bir yandan bu kadar fazla operasyon ve bunların sadece CHP’ye yönelik olması da operasyonlara neden olan iddiaları zayıflatıyor.
Olayın siyasi olduğu hissiyatını güçlendiriyor seçmen nezdinde.
Ancak iktidar bunu da pek umursamıyor.
Öylesine umursamıyor ki, CHP’li belediyelere yöneltilen suçlamaların göbeğinde yer alan ve suçun ortağı ve hatta azmettiricisi pozisyonunda olduğunu iddianamelerin bile söylediği itirafçı Aziz İhsan Aktaş serbestçe geziyor, malları kendisine iade ediliyor. Hesaplarındaki blokajlar kaldırılıyor. Üstelik etkin pişmanlık yasasına göre, bu kişinin itirafları kendisine doğal bir af da getirmiyor.
Bu umursamazlık butlan kararını da aynı umursamazlıkla alabileceklerinin işareti olarak görülüyor.
İşin garibi sadece iktidar değil, artık halkın da önemli bir bölümü umursamıyor.
Ya da en azından öyle görünüyor.
Zannederim sandığa kadar da öyle görünmeye devam edecek.
Bu yüzden de CHP ya Mansur Yavaş’ın uyarısını ciddiye alacak ve yeni bir strateji geliştirecek.
Ya da seyrede seyrede sandığı bekleyecek.
O gün geldiğinde ne çıkarsa bahtına.
Tek Muhalefet CHP mi!
Ülke farklı alanlarda, farklı açmazlarla karşı karşıya kalırken, herkes Cumhuriyet Halk Partisi’ni suçluyor.
Beceriksizlikle, iktidarın ve ülkenin bu durumuna rağmen oylarını arttıramamakla itham ediyor.
İyi de bu ülkede tek muhalefet partisi CHP mi!
Hepimiz biliyoruz ki, memleketimizde siyasi yelpazenin kahir ekseriyeti sağ eğilimli.
Zaten yıllardır da Türkiye’yi sağ iktidarlar yönetiyor.
Ondan önce ANAP, DYP, MHP. Kısa bir dönem bu partilerle birlikte iktidar paylaşan Ecevit’in DSP’si bile ne kadar soldu, tartışmalı.
CHP parti ya da merkez sol olarak 1979’dan bu yana gerçek bir iktidar yüzü görmemiş.
Şimdi de hep bir ağızdan CHP’yi suçluyoruz.
Peki ya diğer partiler, kahir ekseriyetin ve Türkiye’nin en güçlü siyasi omurgasının oylarına talip olan diğer partiler ne yapıyor, neredeler!
1990’ların sonunda bir ara oylarını yüzde 20’lere yaklaştıran MHP nerede!
Yüzde 10’ları bile aşamayacak bir noktada ve iktidar olmanın yolunu yıllarca en sert biçimde eleştirdiği AK Parti’ye yanaşarak buldu.
Hadi MHP iktidarla birlikte yıpranıyor.
2023 seçimleri öncesi bir ara anketlerde yüzde 16’ları gördü, 20’leri zorlayacağı tahmin ediliyordu.
Şimdi nerede! Beş mi altı mı!
Ya bir dönem gençlerin teveccühüne mazhar olan, genç seçmende yüzde 10’ları aştığı gözlemlenen, büyük şehirlerin gençlerinde yüzde 16’ları bulan Zafer Partisi’nin oyları ne alemde! 3 mü, dört mü!
Keza Anahtar Parti. Müthiş bir hatip olan lideri, partiyi 5 puana taşıyabiliyor mu!
Asıl büyük oy ambarında oturan bu partiler yerinde sayıyor.
Ama herkes CHP’yi suçluyor.
Ve ilginçtir bu üç partinin üçü de kendi oy tabanlarını barındıran AK Parti’yi değil, CHP’yi hedef alıyorlar.
Sürekli CHP’ye muhalefet yapıyor, sürekli CHP’yi suçluyorlar.
O kadar saçma bir çaba ki!
Bu partiler CHP’den çalabilecekleri oyun en fazla 10 puan olduğunu görmüyorlar.
Hepsini alsanız, eşit dağılsa her birinize 3 puan düşer.
Barajı belki aşarsınız, belki aşamazsınız.
Oysa AK Parti’de alabileceğiniz 30 puan var, hadi 20 diyelim.
Buna talip olsanız kaderiniz değişir.
Bunun bile farkında değiller.
Ama herkes yine de CHP’yi suçlamay tercih ediyor.
Bu bile sağın bu küçük partileri için büyük ayıp.
Bu bile yanlış yerde durduklarını, merkez sağdakiler dahil muhalif seçmene umut olamadıklarını gösteriyor.
Bugün Türkiye’de muhalif alanda ne yaptığını bilen iki parti var.
Biri Yeniden Refah, diğeri ise Saadet.
Zaten ABD’nin Ankara Büyükelçisi terbiyesize, CHP dışında bir bu iki parti tavır koyabiliyor.
Dün eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün oğlunun çikolata bayiliği almasını normal karşılamama kızanlar oldu.
Kusura bakmayın ama kızdığımız siyasetçilere öfkemizi çocuklarından çıkaramayız.
Siyasete girmedikleri, siyasetten nemalanmadıkları sürece.
Ne yapacak bu çocuklar?
Gayet iyi eğitim almış, okulunu bitirmiş, hatta bitireli yıllar olmuş.
Sonra da bir çikolata markasının Türkiye’deki şubesini açmış.
Başka birine aitken siyasi güç kullanıp birinin elinden de almamış bayiliği.
Açtığı da dünyadaki 230 şubeden biri.
Läderach’ın dünyadaki toplam cirosu 110 milyon dolar civarında.
Olmaz ya, de ki Türkiye şubesi de diğer mağazalar kadar ciro yaptı, yapacağı ciro olsa olsa 500 bin dolar. Hadi 1 milyon olsun.
Bayisi olduğu firmanın toplam cirosu, Türkiye’de basit kamu ihalesinin ederinden az.
Bu yüzden de babasının siyasi gücünü, etki alanını kullanacağına, iş yapmaya çalışmasını çok doğru buluyorum.
Geçmişte, AK Parti iktidarından önce Mesut Yılmaz’ın oğlu da bir kolalı içecek firmasının bayiliğini aldığı için çok suçlanmıştı.
Ben o gün de aynı satırları o çocuk için kaleme almıştım.
Üstelik de Mesut Yılmaz benim kovulmam için o gün çalıştığım gazetenin patronuna baskı yaptığı halde.
Benim derdim siyasetçi ileydi. Çocukları ile değil.
