Mazlum Abdi ve sosis imalatı
Dünün konuşulan iki konusu vardı.
Biri elbette ki, adını dahi anmak istemediğim kişinin gözaltına alınması, diğeri ise Mazlum Abdi’nin yani Türkiye’nin PKK’nın Suriye kolu olduğunu iddia ettiği SDG ya da YPG’nin “başkomutanı” Mazlum Abdi’nin Türkiye’ye gizlice getirilerek İmralı’da Öcalan’la görüştürülmesi. Ve hatta kendisine bir de örgütün dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed’in eşlik etmesi.
İlk mesele, yani gözaltı meselesi milletin çok ilgisini çekti. Komik kampanyalar bile yapıldı, sosyal medyada “ …. yalnızdır” diye başlıklar açıldı. İlginçtir, bir tek kişi bile üzülmedi. Dahası, iktidara en yakın haber kanallarında ve gazetelerde bile bu kişi ile ilgili negatif yayınlar vardı. Bir süredir pek de makbul sayılmadığını, dışlandığını duyuyorduk. Belli ki, artık bardağı taşırmış ve “dokunulmazlığı” kaldırılmış.
Kendisinden bu kadar bahsetmek yeter.
Layığı neyse onu bulur inşallah.
Diğer mesele ise daha önemli.
SDG’nin kimi yöneticilerinin Türkiye’ye gelip Öcalan ile görüştüğü iddiaları bir süredir kulağımıza geliyordu. Yeni çözüm süreci kapsamında PKK’nın bazı üst düzey isimleri ile ilgili de benzer iddialar ortaya atılmış, Mustafa Karasu’nun Türkiye’ye getirilip Öcalan’la görüştürüldüğü söylenmiş ama bu bilgiler doğrulanmamıştı.
Bu kez haber kaynağı Irak Kürdistan Özer Bölgesi’nden, Barzani’ye yakın bir yayın kuruluşu. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in Öcalan ziyaretini detaylı biçimde aktarmışlar. Bizim duyumları doğrulamışlar.
Bazıları diyebilir ki, “Kırmızı bültenle aradığınız birini nasıl ülkenize sokar ve İmralı’daki bir mahkumla görüştürürsünüz?”
Ben hiç ama hiç bu kanaatte değilim.
Devletler “böyle şeyler” yapar.
Eğer çözmek istediğiniz, kronikleşmiş ve ülkeye büyük acılar çektiren bir sorun var ise ve yapacağınız bu hareket sorunu çözmeye yarayacaksa devletlerin böyle şeyler yapması mümkündür. Pek çok “hukuk devleti” bile bazen böyle yan yolları denemiştir.
Biliyorsunuz, yıllar önce, neredeyse 30 yıl kadar önce, Abdullah Öcalan’la bir röportaj yaptım ve ben cezaevindeyken bu röportajın bir bölümü Ruşen Çakır tarafından yayınlandı. (Ruşen’in bana buradan bir telif borcu olmalı :) ) Bu röportajda Öcalan, 1999 öncesinde defalarca Türk yetkililer ile görüştüğünü, başta Erbakan olmak üzere pek çok siyasetçinin ve hatta Başbakanın kendisine elçiler yolladığını anlatmıştı. Söylememişti ama ben Öcalan’ın da o süreçte Türkiye’ye gelip gittiği kanaatine kapılmıştım.
Bu yüzden de Mazlum Abdi’nin de, eğer getirildiyse Mustafa Karasu’nun da, İlham Ahmed’in de Türkiye’ye getirilip; Öcalan’la görüştürülmüş olmasına “yanlış” diyemem.
Eğer bu mesele çözülecekse, devlet bunu yapar. Yapmalıdır. Yapmıyorsa eksik yapıyor demektir. Böyle kökleşmiş ve toplumda acı yaratmış sorunların çözüm odaları da Bismarck’ın söylediği gibi sosis yapımına benzer. Yani yapım süreci mide bulandırıcı ve nahoş olabilir ama sonunda ortaya lezzetli bir ürün çıkacaksa görmezden gelinir.
Her ne kadar “Terörsüz Türkiye” denilen yeni çözüm sürecini başlatan Devlet Bahçeli olsa da, burada sosis yapım ustaları arasında belli ki, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın da olduğunu görüyoruz. Zaten sorunu yaratanların sürece dahil olmaması mümkün değildir.
Fakat galiba anlamamakta direndiği nokta, Öcalan’ın artık pek de önemli........
