Evleri bedenleştirdik, bedenleri evcilleştirdik: Sağlık hakkının sessiz dönüşümü
Eskiden ev içinde yaşanılan yer, beden içinde yaşanılan varlık idi. Şimdilerde ev dışarıdan yönetilen bir kabuk, beden uzaktan izlenen bir mülk. İçinde yaşamak yerini bakım sözleşmesine bıraktı.
Evleri bedenleştirdik; çünkü dış dünyadaki kaostan kaçıp, her hücresini kontrol edebildiğimiz güvenli bir ‘rahim’ yaratmak istedik. Duvarları kalınlaştırdık, ısıyı ayarladık, içeriği sterilize ettik. Sonuçta evimiz giderek bize benzedi; biz ise giderek verimli bir mülke dönüştük. Artık ne ev yalnızca bir barınak, ne beden özgür bir varlık: İkisi de yönetilen mekanlar.
Bu, Heidegger’in “mesken tutma” fikrinin sessiz çöküşü gibi okunabilir: İnsan artık ne evinde ne bedeninde mesken tutuyor.
Bu yabancılaşma en çok bedende hissedildi. Modern insan için ağrı bir sinyal değil susturulması gereken bir hata, yorgunluk bir uyarı değil aşılması gereken bir engel, duygu ise bir rehber değil yönetilmesi gereken bir risk oldu. Beden, deneyimlenen bir varlık olmaktan çıkıp düzeltilen bir nesneye dönüştü.
Evler klimasıyla ısıyı, kamerasıyla güvenliği, akıllı sistemleriyle ritmi yöneten birer beden gibi çalışıyor. Bedenlerimiz ise uygulamalarla izlenen, sensörlerle ölçülen, performans, kalori, uyku, nabız........
